Temiz dil ile kirli dil, zalim İsmail ile melek Yavuz!

Türkiye 1 Ekim’den bu yana olağan dışı günler geçiriyor, sanki yepyeni şeyler oluyor gibi ama öte yandan bazı şeyler hiç değişmiyor, her şey nasılsa öyle devam edecek gibi. İşte PKK silah bırakma ve fesih kararı aldı, Bahçeli’nin deyimiyle “dışarda barış istediğimiz için içerde de barış inşa ediyoruz” gibi görünüyor. Süreci tanımlamak zor olsa da iktidar diliyle bu barış, “Terörsüz Türkiye”, “Bin yıllık kardeşlik” ve “Türk-Kürt ittifakı” anlamına geliyor.

Sürece eşlik eden retoriklerden biri de madem ki barış istiyoruz, onu inşa etmeye yöneldik, tarihsel ittifakı ve kardeşliği tazeliyoruz o zaman dilimizi de düzeltmemiz, yeni döneme uygun hale getirmemiz gerekiyor. Bizzat Bahçeli, beklediği adımlar atıldıkça açıklamalarında neredeyse otomatik hale gelen birçok ifadeyi temizledi, milliyetçilik tacirlerinin hedefi olmayı önemsemeden, “terörist başı” vurgusunu terk edip, “PKK kurucu lideri” ifadesini kullanabildi.

TARAFLARIN TEMİZ DİL VURGUSU

Bu sadece iktidarın söylevi de değil, Abdullah Öcalan da “Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirilmek durumundadır” dedi. Sürecin başından beri heyecanla ve hiç gün atlamadan meselenin bir tür “disiplin amiri” gibi davranan Mehmet Metiner, her fırsatta, “Husumeti besleyecek veya husumeti çoğaltacak bir dil”den kaçınmayı talep ediyor, “Yeni Türkiye'de bu sorun çözüldükten sonra eski Türkiye'nin alışkanlıkları üzerinden siz bir dil kuramazsınız” diyor; dahası Metiner bunu sadece muhalefet çevrelerine söylemiyor, kendi partisinin isimlerine, bakanlara varana kadar, bu müdahaleyi yapıyor.

Yeni dil. Husumeti çoğaltmayacak, beslemeyecek dil. Eski alışkanlıklara dayanmayan bir dil. Temiz bir dil.

Elbette buraya kadar olan örnekler doğrudan meselenin tarafı, yani “masada oturanlar”ı ilgilendiriyor gibi görünüyor ama TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un kutlu Türk-Kürt ittifakını güzellerken lafı Şah İsmail’e getirmesi, yeni dönem dilinin, barış dilinin oluşturulması sürecinde sadece “Türk” ve “Kürt” laflarıyla yetinmenin ne kadar sorunlu olduğunu ortaya koydu.

KÜRTÇE DİL DEMEK YÜREK DEMEK

Türkçede “lisan” anlamına gelen dil, Kürtçede “kalp” anlamına geliyor ve arzu, heves, eğilim dahil sayısız alt-art anlamı içerecek biçimde kullanılıyor. O halde “dil temizliği”nden söz ederken hissiyatı, yani kalbi meseleleri de işin içine katmak gerekiyor; temiz dil temiz kalbe yaklaştırır, temiz kalp temiz dile yaklaştırır. Dil, gönül ise aynı zamanda, gönlümüzdekilerin herkesin gönlündekilerle aynı olmadığını da iyi bilmemiz gerekir. Numan Kurtulmuş’un sözlerinde, kendisini de şaşırtan sorunlar esasen aklında ve gönlünde olanların yani işin ideolojik boyutunun tam kalbinde yer alan sorunlardır; burası 80 milyonun üzerinde insanın yaşadığı, farklı dil, din, mezhep ve inanca sahip demek ki farklı tarih, toplum ve inanç hafızalarına sahip koca bir yer. Bir tek hafızaya, Sünni-Müslüman ve devletçi hafızaya yaslanarak söylenecek sözler, atıf yapılacak tarihsel hadiseler, başka hafızalarda hala güncel olan ciddi sorunlara yol açabilir.

Bir barışın tesisi için iktidar çevrelerinden de dillendirilen “barış dili, dönemin ruhuna uygun dil” ihtiyacı öncelikle yine aynı iktidar çevrelerinin de ihtiyacıdır ve o dil ancak kendi ideolojik/teolojik kalıplarının ötesine geçerek mümkün olabilir.

Çok uzattım, bağışlayın, şimdi doğrudan Numan Kurtulmuş’un sözlerine geçeceğim. Önce Şırnak’ta yaptığı konuşmanın Alevi toplumunun tepkisini çeken kısmındaki sorunları ele alacağım, ardından üzüntüsünü beyan ettiği “gönül alma” açıklamasındaki sorunlara bakacağım. Hemen söyleyim ki “gönül alma” çabasına girmesi, “bir tek Alevi üzülmüşse bile çok üzülürüm” sözüyle samimiyet beyanında bulunmasını olumlu kabul ederek yazıya girişeceğim; yani niyetim özrünün yetersiz, geçersiz olduğunu göstermek değil, “temiz bir dil” oluşturmak için hayli çaba gerektiğini göstermek.

SIRADAN BİRİ DEĞİL PARLAMENTO BAŞKANI

Kurtulmuş sıradan biri değil, iktidar partisinin önde gelen isimlerinden biri ve daha da önemlisi TBMM başkanı. Yani Kürt meselesinde çözüm diye girilen yeni yolda en önemli rolleri oynaması beklenen yasama kurumunun başkanı. Dolayısıyla her sözü bundan sonra olacaklar konusunda sonuç doğuracak bir ağırlık taşır, o dikkatli olmak biz de o dahil tüm aktörleri dikkatle izlemek zorundayız; öyle olmasaydı, fikir özgürlüğü çerçevesinde o da istediğini söyler deyip geçebilirdik.

Kurtulmuş’un tepki çeken sözleri şöyle:

"Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail'e karşı, Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi'nin yapmış olduğu bir büyük ittifaktır. O ittifakın sonunda 1514’te Çaldıran’da bizim hep beraber yeniden Anadolu kültürünü dirilten o ittifakımız, Anadolu’daki Müslüman toplulukların başının daha dik bir şekilde dolaşmasına, esenlik ve birlik içerisinde birlikte var olmasına neden olmuştur.”

Bu sözler, sonradan yaptığı gönül alma açıklamasında belirtildiği gibi “büyük tarihsel ittifaklar”ın, “birlik ve vahdet”in yararının anlatılması için seçilen bir seri tarihsel olaydan söz ederken söylendi. Kurtulmuş o konuşmasında, Mervani ve Şeybani’lerin Alparslan ile ittifakıyla Malazgirt savaşının kazanılması, Nurettin Zengi ile Selahattin Eyyubi’nin ittifakını da içeren olayların ardından Kudüs’ün haçlılardan alınması ve Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra işgalcilere karşı direniş için oluşturulan Türk-Kürt ittifakı. İdris-i Bitlisi ile Yavuz ittifakı, milli mücadeleden önceki büyük istasyonlardan biri olarak zikrediliyor. Bu dört ittifaktan üçü “Müslüman olmayan güçler”e karşı olduğu için bir soruna yol açmıyor; ilkinde Doğu Roma’ya karşı zafer kazanılıyor, ikincide Haçlılara karşı başarı elde ediliyor ve dördüncüde de “tüm dünyanın emperyalistleri”ne karşı “milli mücadele” kazanılıyor. Fakat üçüncüde sorun var, hem de çok. Peki ne o sorunlar? O tepkinin sebebi ne? Birlik, dirlik, vahdet filan çerçevesinde, Türk-Kürt ittifakının tarihsel istasyonlarına vurgu yapılmasına Aleviler niye böyle tepki gösterdi? Yoksa Aleviler, mevcut barış sürecini mi istemiyor?

PİR SULTAN ANADOLU’DA DEĞİL MİYDİ?

Cevap için cümleyi biraz parçalamak lazım:

Daha giriş ibaresinde sorunlar başlıyor: "Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail'e karşı…” Türk Yavuz ile Kürt İdris-i Bitlisi, hangi ulustan olan İsmail’e karşıydı? Şah İsmail, Anadolu’da hala söylenen deyişlerin şairi olarak, Türkçenin kudretli şairi olarak Türk-Kürt ittifakına mı karşıydı da o savaş oldu? Şah İsmail’in, güçlü ve savaşçı bir devlet kurucusu olarak, başka güçlü ve savaşçı devletlerin liderlerinden daha zalim olduğunu kanıtlayan ve Kurtulmuş’u böyle emin kılan şey ne? İsmail mesela Yavuz’dan daha mı çok “Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle” inletmişti? Anadolu diyor Numan Kurtulmuş, hangi Anadolu? O zaman “Anadolu” denilen yerle bugün “Anadolu” denilen yer aynı mı? Sinop/Hatay arasındaki düz çizginin batısındaki Anadolu mu kast ediliyor, cumhuriyet sonrasında bütün Türkiye anlamında kullanılan Anadolu mu? “Ben de bu yayladan Şah’a giderim” diyen Pir Sultan Abdal mesela İsmail’in Anadolu’daki zulmüne ortak mıydı yoksa başka bir zulme karşı mı kuruyordu sözünü? Bugünkü ittifaktan sonra oluşacak birlik, beraberlikte Pir Sultan’a, sevenlerine, sayanlarına yer yok mu yani? Edebiyat derslerinden, Türk şiir kanonundan Hatayi’yi ve Pir Sultan’ı çıkaralım........

© Artı Gerçek