TÜRKİYE VE İSLÂM DÜNYASI'NDA DÜŞÜNEMEME SORUNU

Ekopolitik Düşünce Merkezi’nin kurucusu Tarık Çelenk, eğitimin esas meselesinin bilgilendirmek değil, doğru düşünebilme yetisi kazandırabilmek olduğunu yazdı.
Ülkemizde “düşünce kuruluşu” etiketi taşımak hâlâ oldukça saygın bir konum ifade ediyor. Ancak bu saygınlığa rağmen, ne yazık ki ülkemizde bırakın kurumsal düzeyde düşünce üretimini, doğru ve metodik düşünme yetisini bireysel düzeyde bile henüz kazanabilmiş değiliz. Yıllar önce, 2005’te Ekopolitik kurulmadan önce, merhum Abdullah Tivnikli bana açıkça şunu söylemişti: “Bu ülkede asıl sorun doğru ya da metodik düşünememe meselesi. Öyle bir kurum kuralım ki bu alan üzerine çalışsın, insanlara düşünmeyi öğretsin.” Bu cümle, aradan geçen yıllara rağmen hâlâ zihnimde canlılığını korur.

Hatıralarımda yer eden benzer bir başka örnek ise ilkokuldan yakın bir arkadaşımın anlattıklarıdır. Kendisi, köklü ve tarihî bir yabancı Katolik kolejine gitmişti. O dönemde çoğumuzun bu tür okullara gitme imkânı yoktu; ayrıca bu okullarda papaz ve rahibelerin ders verdiğine dair dolaşan fısıltılar, bizim dünyamızda ciddi bir tedirginlik ve rahatsızlık kaynağıydı. Arkadaşım, ilk karşılaştığımızda bir ders anısını anlatmıştı: Derse giren rahibe öğretmen, masasının üzerine yüklü miktarda eski Latince kitaplar dizmiş; öğrencilerin yüzlerindeki korku ve tedirginliği fark edince gülümseyerek şunu söylemişti: “Merak etmeyin, bu kitapların amacı içindekileri size ezberletmek değil; yalnızca nasıl düşüneceğinizi öğretmek.”

Bu cümle, o yaşlarda bile bende derin bir merak ve sorgulama uyandırmıştı; çünkü ilk kez, eğitimin esas meselesinin bilgilendirmek değil, doğru düşünebilme yetisi kazandırabilmek olabileceği fikriyle bu kadar net biçimde karşılaşıyordum.

Bugün ülkemizde düşünce metodolojisinin olmamasının bedelini en basit haliyle komplo teorileri veya bilgi kirliliği ile ödemekteyiz. Bu durum ahlâkî esnekliği besler; çünkü metodolojik düşünce nedensellik, kanıt ve sorumluluk isterken, komplo zihniyeti süreci atlayıp fail üretir, kanıt yerine niyet arar ve suçu sürekli dışsallaştırır. Bu zihinsel rejimde yanlışlanabilirlik ve öz eleştiri yoktur; birey kendi payını sorgulamaz, “ben” yerine sürekli “onlar” konuşur. Böylece komplo, düşünmenin değil düşünememenin dili hâline gelir. Ahlâk ilkelere değil taraflara bağlanır, doğru kimliğe göre değişir, yanlış “bizden” olunca mazur görülür. Sonuçta metodoloji eksikliği, komployu mazerete; mazereti de ahlâkî çözülmeye dönüştüren bir döngü üretir. Oysa mesele, bireysel zekâ eksikliği ya da bilgiye erişim problemi........

© Antalya Son Haber