DİN VE MİLLİYET
Din ve inançlar insanlık tarihinin eski ve yaygın değerlerdir. Dinsiz insan vardır ama, dinsiz toplum yok gibi.
İnanma ihtiyacı, toplumları bir şeylere kuvvetlice bağlamış. Bu bağlılık, geniş halk kitlelerinde geleneğe bağlılık gibi değiştirilmesi oldukça zor bağımlılıklardan sayılır.
Geleneksel kalmış inançlar, bireyin bilgisine dayalı kabuller değilse, halk din yoluyla çok kolay aldatılabilir. Aldanmışlığına din gibi sarılabilir. Cehalet ile inançlar karışır kalır. Kişi bunun farkında bile olmaz.
Gerek milletlerin bekası gerek inançların geleceği, mensuplarının bilinç düzeyleri kadar olur. Bu konu konuşulmalı!
Türkolog Muharrem Yelice'nin “İDİL VE URALLARDA TÜRK RUHU” adlı kitabında, Kazan doğumlu Türkçü mücadelenin öncülerinden Yusuf Akçura’yı okudum.
Akçura, hem Çarlık Rusya’sında hem Osmanlı Türkleri arasında Türkçü harekete öncülük yapmış bir siyasetçi olarak bilinir.
Eğitimini babasının ölümü üzerine İstanbul'a gelerek tamamlamış. II. Abdülhamid'in baskıcı yönetimi tarafından sürgüne gönderilmiş, Fransa'da Şorban’da okumuş. Daha sonra Kazan'a dönerek Türk ve Müslüman halkın haklarını savunmuş.
Ankara'da Atatürk Türkiye'sinin kuruluş çalışmalarında görev almış bir bilim adamı, düşünürdür
Akçura’ya göre “Osmanlı Devleti'nin çöküş nedeni medreselerdir. Medreselerde reform olursa dinde de reform olur. Toplumsal kalkınma için İslamiyet’in millileşmesi gerekir.” diyor. Ziya Gökalp'te bir Türk İslamiyet’i yaratmaktan bahseder. Bu nedenle, camilerde hutbelerin ve ezanın Türkçe okunması, halkın dinini anlayabilmesi için anlaşılır bir dil kullanılmasını isterler. Anlaşılamayan bir din siyasallaşır, istismar edilebilir, halk cahil kalır, din bozulabilir. Bu nedenle dini konularda Arapçanın tekelinin kaldırılmasını, Kuran-ı........
