KÜRTÇE–FARSÇA İKİLEMİNDE DİL TARİHİ KATMANLARI
Dil, kimlik kavgasının değil; tarihî tabakaların ve kültürel temasın ürünüdür.
Kürtçe dil yapısıyla ilgili beş makale yazdım. Yoğun bir okuyucu kitlesiyle karşılaştım; fakat hiç aklî bir eleştiri almadım. Hep belden aşağı, seviye altı yorumlara muhatap oldum. Sayın Musa Kazım Engin’e, Kürtçe–Farsça tartışmasına dair eleştirisi ve konuya gösterdiği dikkat için teşekkür ediyorum. Tartışalım ki zemin açılsın.
Dil üzerine konuşmak, özellikle Ortadoğu coğrafyasında, çoğu zaman bilimin sınırlarını aşarak kimlik ve siyaset alanına sürükleniyor. Oysa dil, bir “üstünlük” meselesi değil; tarih boyunca göçlerin, ticaretin, savaşların yarattığı kültür temaslarının; devletlerin ve yerleşik hayatın iç içe geçirdiği büyük bir oluşum alanıdır. Bu nedenle tartışmayı doğru yürütmek için ilk şart, “kim haklı?” sorusundan önce, “hangi yöntemle konuşuyoruz?” sorusunu sormaktır.
Sayın Engin, Kürtçenin Farsçanın lehçesi olmadığını söylüyor ve bunu temel kelimelerle örneklendirmeye çalışıyor. Bu yaklaşımın modern sınıflandırmalarda bir karşılığı olduğu biliniyor. Emperyalist Avrupalı dilciler de böyle bakarak Farsça, Kürtçe ve Hintçeyi “Hint-Avrupa dil dairesi” içinde dünyaya lanse ettiler. Benim itirazım tam da buradadır: Bir dili birkaç kelimeyle ispat etmek de, çürütmek de bilim değildir.
Franz Bopp ve Max Müller, yoğun gramer ve sözdizimi çalışması yapmadan bir dil teorisi kurdular. Bu teori, zamanın sömürgeci hedeflerine hizmet eden bir “yumuşak güç” aracına dönüştü.Franz Bopp, 1816’da yayımladığı Sanskritçe çalışmasında bazı kelimelerdeki ses benzerliğinden hareketle Sanskritçe ile Yunanca ve Latince arasında ilişki kurdu; ses benzerliğini öne çıkarıp gramer yapısını geri plana itti. Max Müller ise bu teoriyi ırksal bir zemine taşıyarak “Aryan ırkı” iddiasını besledi. Bu tartışmalı zemine karşı, Atatürk döneminde Türk Dil Kurultaylarıyla dil meselesi farklı bir bilimsel bakışla ele alınmış; Güneş Dil Teorisi de bu çerçevede tartışılmıştır [3].
Değerli dostum Musa Kazım Engin, Avrupa merkezli bakış açısına göre benim Kürtçe üzerine yazdığım makaleyi eleştirmiş; Kürtçenin derin ve tarihî bir dil olduğunu söyleyerek örneklemeler vermiştir. Ancak verdiği örneklerin bir kısmı “Kürtçe” diye sunulsa da, Farsçanın çekirdek biçimleriyle doğrudan ilişkilidir. Örneğin Farsçada “ben” man, “sen” to’dur. Kurmancî çizgide “ben/sen” karşılığında yaygın biçimler ez/tu olarak verilir.
Tartışmanın yöntem sorunu, en açık biçimde şu iki satırda görünür: Farsçada “ben/sen”: Farsça: man / to. Kurmancî: ez / tu. Bu noktada asıl mesele, tek tek kelimelerden hüküm çıkarmak değil; dilin tarihî havzasını, temaslarını ve katmanlarını doğru okumaktır.
Burada bir noktayı özellikle açık etmek isterim: Daha önce yayımladığım bir makalemde “Kürtçe, Persçe dil alanının dağ şivesidir.” ifadesini kullandım. Bu bir inkâr ya da küçümseme değildir; coğrafyanın koruyucu etkisiyle farklılaşan tarihî katmanlaşmayı anlatmak içindir. Bugün de aynı yerdeyim: Kürtçe denilen dil yapısı, Persçe ile........
