KUSURDAKİ GÜZELLİK: KİNTSUGİ

IŞeylerle çapraz sorgunun yeniden kurgulanmasıydı sanat, ışığın ve ses kırıkları olan ezgilerle sözcüklerin.

Bakmakla görmenin uçurumunda açan çiçek, ip üstündeki denge. 

Denge demiştim ya olmakla olmamanın, ifadenin okura, seyredene, dinleyen geçebilmesinin, an be an değişen ve yeniden oluşan söylemiydi bu. Olanla olması gereken arasındaki salınım. “Dünya herkesi kırıyor ve sonra bazıları o kırık yerlerden daha güçlü çıkıyor “der Ernest Hemingwey.

Kırık demiştim ya, sanat salt kendi kırıkları için değil, görüp hissettiği bütün kırıkların çilesini çekmenin yolculuğudur. Evrensel titreşimin bileşkesi… Solduğu yersen açması çiçeğin. Olduğun yerden, evden, çalışırken hem Hiroşima’da, Afrika’da, Vietnam’da hem de İran’da bombalanan okuldaki çocukların yanında olmak… İçselleşen acı buzdağına benzer nasıl da…  

Gecesi de var şüphesiz bu döngünün, yeter ki sen ay ışığına çevir yüreğini, onun da ışığını güneşten aldığını bilerek. Sırtüstü yatarken suda, kuş misal yüzünde gezinmek göklerin. 

O eksikliği hepYara misal taşımakKabuk tuttu derken tamYeniden kanayan acıyı

Sanat birleştiriyor nasıl da acıları, zaman ve mekân tanımayan söylemiyle. Bunları yazarken bir Japon felsefesinden el alan Kintsugi sanatını hatırladım. Kırılmış eşyaları altınla onarırken kusurların da hayatın bir boyutu olduğunu söyleyen.  

Rivayet bu ya 15. yüzyılda Japonya’da bir imparator çok sevdiği vazosu kırılınca onarmaları için Çin’e göndermiş. Gelen........

© Antalya Son Haber