GİRAY ERCENK’E MERSİYE
“Alimin ölümü, alemin ölümü gibidir” diyor hadis, ne güzel.
Demek oluyor ki bir âlimin öte dünyaya göçmesi sadece bir insanın, sadece bir annenin, sadece bir babanın, sadece bir eşin ölümü değildir, bundan çok daha öte bir şeydir.
Zemherinin tam ortasında Antalya, aslında sadece Antalya şehri de değil, bütün Teke coğrafyası, bütün Toroslar, Toroslarda yaşayan bil cümle mahlukat, Toroslardan Akdenize kavuşan onlarca akarsu, salt bir alimi değil, vefalı bir kardeşini, sırdaşını, yoldaşını da uğurlamış oldu.
Kimdi bu Giray Ercenk namıyla bildiğimiz ve kendisini alim, aydın, münevver, kültür tarihçisi, yazar, araştırmacı gibi yüksek sıfatlarla tanımladığımız ademoğlu? Neydi Giray Ercenk’i bu dağlarda, bu ovalarda yaşayan yüz binlerce insandan farklı kılan? Kuşkusuz çok iyi bir kültür tarihçisiydi, kuşkusuz iyi bir araştırmacıydı, evet. Ama Giray Ağabeyi bu coğrafyanın kalbine ebediyyen nakşeden şey bütün bunlardan daha öte bir “şeydi”. Bana göre Giray Ercenk, tarihçilerin “Teke Eli”, coğrafyacıların ise “Batı Toroslar” dedikleri bu bölgeye gerçekten aşıktı! Her şeyiyle ve her şeyine aşıktı; dağlarına, sularına, insanına, tarihine, bugününe, yarınına, su sarnıçlarına, mağaralarına, ağaçlarına… Onu........
