menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

AYDINLARIN POLİTİKA TUTKUSU

10 2
saturday

Bizim tarihimizde Batıdaki şekliyle bir sınıfsal yapı olmadığı için, 19. yüzyıldan itibaren başlayan modernleşme mücadelemizde başı hep münevverler, yani aydınlar çekmişlerdir. Bir anlamda, Batı’da işçi sınıfının oynadığı rolü, bizde aydınlarımız oynamaya kalkmışlardır. Aydınlarımız arasında gelişen bu eğilim halen de devam eder gider. Ve tarihin biçtiği bu rol sebebiyledir ki, aydınlarımız, hiçbir zaman kelimenin gerçek anlamıyla aydın olamamışlar, bir tarafıyla hep “politikacı” olarak bir siyasi anlayışın parçası olmuşlardır. Oysa aydın, yani münevver, yeni ve özgün fikirler peşinde koşan, yeni kavramlar üretmeye ve geliştirmeye çalışan bir canlı türüdür, böyle olmalıdır. Amma ve lakin, tam da büyük Tanpınar’ın çok yakıcı bir şekilde ifade ettiği gibi, “Türkiye, evlatlarının, kendisinden başka bir şeyle meşgul olmasına müsaade etmiyor”.

Sadece Türkiye aydını değil, Batı aydını da 20. yüzyılın başlarından itibaren bu politika denen kuyuya düşmekten kurtulamaz. Bilhassa o meşhur Dreyfus Davası’ndan başlayarak Batılı aydınlar, entelektüeller, yazarlar, çizerler, hızla politize olmaya başladılar. Bu zamanlarda aydınların içine sürüklendiği bu felaket tablosuna ilk itiraz edenlerden birisi Fransa’da Charles Pefuy oldu. Bilimsel arayışın yerini yeni bir din olarak siyasetin aldığını söylüyordu. Üslubu gerçekten de çok sert ve acımasızdı: “Besbelli, politikanın dizginlerini elinde bulundurmak zevkli bir........

© Antalya Son Haber