İşkence, işkencedir! |
Antik çağ uygarlıklarında işkence, devlet otoritesinin doğal bir parçası olarak görülüyordu. Mezopotamya, Mısır, Pers ve Çin’de bedensel cezalar hem cezalandırma hem de sorgulama yöntemi olarak kullanıldı. Antik Yunan’da kölelere yönelik işkence meşru kabul edilirken, Roma İmparatorluğu döneminde işkence daha sistematik hale geldi ve siyasi suçlamalarda da uygulanmaya başladı. Orta Çağ’da işkence, özellikle dinî otoritenin aracı haline dönüştü. İspanyol Engizisyonu sürecinde itiraf almak amacıyla germe tezgâhları, yakma ve su işkencesi gibi yöntemler yaygın biçimde kullanıldı. Aynı dönem Osmanlı İmparatorluğu dahil birçok devlette de falaka ve benzeri ağır sorgu yöntemleri görüldü. 17. ve 18. yüzyılda Aydınlanma Çağı ile birlikte işkence ilk kez ciddi biçimde sorgulanmaya başlandı. Cesare Beccaria gibi düşünürler işkencenin hukuka ve insan aklına aykırı olduğunu savundu. Bunun sonucunda Avrupa’da birçok ülkede resmî işkence uygulamaları kaldırıldı. 19. yüzyılda işkence Avrupa’da hukuken gerilerken, sömürge sistemlerinde devam etti. Belçika Kongosu Dönemi gibi örneklerde milyonlarca insan ağır şiddet ve işkenceye maruz kaldı. 20. yüzyılda işkence daha bürokratik ve sistematik bir yapıya dönüştü. Holokost, Stalin Dönemi Büyük Tasfiyesi ve Soğuk Savaş dönemindeki askerî rejimler, işkenceyi devlet........