Son dakika kadın cinayetleri |
Toplumsal yaramız olan Kadın cinayetleri her geçen gün artarak devam ediyor. 2025 yılında 391 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Bu cinayetlerde faillerin “uzaklaştırma cezası alan eş", "boşanmış eski eş", "eski sevgili" veya "halen evli", "halen sevgili tanımlamaları dikkat çekiyor.
Medyada "Son dakika kadın cinayetleri" başlığıyla, "sıcağı sıcağına" diyebileceğimiz bir üslupla ve “flaş flaş" sloganı ile haberlere konu olan kadınlarımızın bu hazin sonu sadece acılı ailelerini değil toplumu da derinden sarsıyor. Kadın şiddeti ve cinayet haberlerini köpürterek sunan televizyonlarımızın ve yazılı basınımızın şiddeti adeta özendiren, normalleştiren tutumuna bu yazıda yer vermeyeceğiz. Kadın cinayeti haberlerinin nedense ekonomi, siyaset vb. haberlerden daha çok ilgi göreceğini düşünen ve yayınlayan medyamızın bu tutumundan başka bir yazıda bahsedeceğiz.
29 Mart 2025'te Tokat'ta motosiklet kazası diye giden polis ekipleri kaza değil Mustafa Koç tarafından taşla darp edilen Hatice Yalman'ın yaralı bedeni ile karşılaştı. Hatice Yalman, Mustafa Koç'la Tokat'ta 2 saat önce girdikleri markette uluslararası yardım işareti yaptığı marketin kameralarından tespit edilmişti. Hatice Yalman Tokat Devlet Hastanesi'ndeki müdahalelere rağmen yaşamını yitirmişti.
5 Nisan 2025'te Edirne Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde Gülden Coni, E.A. tarafından okul bahçesinde aldığı aldığı 30 bıçak darbesiyle hayatını kaybetmişti. Sanık E.A., "çocuğa ve kadına karşı tasarlayarak kasten öldürme" suçundan herhangi bir indirim uygulanmaksızın 20 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 1'inci Ceza Dairesi, ailenin itirazı üzerine yerel mahkemenin hükmünü bozarak yeniden yargılama kararı vermişti. Mahkeme heyeti, tekrar görülen davada daha önce 20 yıl hapis cezasına çarptırılan sanığın cezasını bu kez bir yıl indirerek 19 yıl hapis cezasına hükmetti. Sanığın cezasında indirim yapılmıştı.
Geçtiğimiz 24 saatte 6 kadın öldürüldü, bu kadınlardan üçünün faili hakkında uzaklaştırma kararı vardı. Hayattan, evlatlarından koparılan bu kadınların çoğunlukla çocuklarının gözü önünde veya sokak ortasında, tren istasyonunda öldürülmeleri ne yazık ki ölümlerin en acı yönü. Bu cinayetler nasıl meydana geldi bir bakalım:
İstanbul'da Filiz Şağbangül boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından üç çocuğunun gözü önünde defalarca bıçaklandı.
Kocaeli Gebze'de 2 gün önce Aylin Polat Dağ, hakkında uzaklaştırma kararı bulunan erkek tarafından tren istasyonunda herkesin gözü önünde ateşli silahla öldürüldü.
Van'da Gönül Alkan hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığı erkek tarafından katledildi
Osmaniye'de İlknur Kor boşandığı erkek tarafından yaşamdan koparıldı.
Aksaray'da Kübra Kılıç boşandığı erkek tarafından işlenen cinayetle bu dünyadan uzaklaştırıldı.
"6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi"ne dair kanun etkin biçimde uygulanıyor mu? Öldürülen kadınların üçünün failleri hakkında "uzaklaştırma cezası" vardı. Bu faillerin silahları ellerinden alınsaydı ve koruma tedbirleri yeterli olsaydı Filiz, Aylin, Gönül, İlknur, Kübra ve Zeynep hayatta olabilirdi.
Bu çaresiz kadınlar devlete güvenmiş, yasaya tutunmuş ama o uzaklaştırma kararları failleri durdurmaya yetmemişti. Filiz, Aylin, Gönül, İlknur, Kübra, Zeynep göz göre göre öldürüldü.
Kadın dernekleri ve acılı aileler şu soruları dile getiriyor:
"Uzaklaştırma kararları neden sadece kağıt üzerinde kalıyor?"
"Uzaklaştırma kararı bulunmasına rağmen failler ateşli silahlara nasıl erişebiliyor?"
Kadınların ve ailenin en büyük güvencesi 6284 sayılı ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesine dair kanun ise cinayetlerin her geçen gün artması toplumda endişe yaratıyor.
Cumhurbaşkanlığı tarafından 2025 yılı "Aile Yılı" ilan edilmiş, kadınları, aileyi koruma altına alan politikalar uygulanmaya başlanmıştı. Ancak aileyi koruma politikalarının yetersiz kaldığı görülmektedir.
Üç kadın boşanma aşamasında, üç kadın ise boşandığı erkek tarafından öldürüldü ise aileyi güçlendirme çalışmalarının yanı sıra kadınları şiddetten koruma, boşanmalarda arabuluculuk yapma ve kadınların nafaka hakkı konularında çok ciddi önlemler almalıyız. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun açıklamasına göre; can güvenliğini tehlikede gören kadınların platforma başvuru sayısı her geçen gün artıyor. Çünkü şiddet konusunda ilgili makamlara başvuran kadınlar ya "evine dön" denilerek ya da "ikna" edilmeye çalışılması ikinci bir tehlikeye kapı açıyor.
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun etkin şekilde uygulanmasını sağlamak devlet, toplum ve ailelerin başta gelen görevlerinden arasında.
6284 Sayılı Kanun, hiç kuşkusuz kadınların en büyük güvencesi. Cinayetleri, birlikte mücadele ederek durdurabiliriz. Gelin, hep birlikte mücadele edelim.
Toplumun erkek bireylerini baş tacı olmadı gereken eşi, kızı, oğlu, annesi ve yine eş, kız ve erkek çocuklarımızın baş tacı olmadı gereken babalar kısaca çekirdek ailelerimizin huzuru toplumun da huzurdur. Onların can güvenliği içinde sağlıklı yaşaması toplumun ve devletin varoluş sebebidir.
Binlerce yıldır yaşattığımız "kadını, aileyi" koruyan, ailenin varlığını, huzurunu devletin varlığı ve huzuru bilen İslam medeniyetimiz, Türk törelerimizi neden yaşatamıyoruz?
Ramazan ayını idrak ettiğimiz şu müstesna günlerde, sevginin, sabrın, tahammülün, insanların kusurunu, yanlışını görmezden gelmenin, yoklukta sabretmenin, varlıkta şükür etmenin erdemini yaşadığımız dakikalarda aile ve toplum olarak daha da güçlü olmamız gerekmez mi?
Aileyi, toplumu ve devleti ayakta tutan bağlar sadece hukuk veya fiziki şartlar değil manevi değerler; din, ahlak, vicdan, adalet, dürüstlük gibi değerlerdir. Bu vazgeçilmez değerler, aileyi, toplumu ve devleti var eden ve yaşatan değerlerdir.