Gazeteciliğin en zor kararı |
Protestoların ortasında olmak, gazeteciliğin en saf hali gibi anlatılır çoğu zaman. Tarihin yazıldığı anlara tanıklık etmek, sloganların, öfkenin ve umudun aynı kadraja sığdığı o anı yakalamak… Bu anlatı, özellikle genç gazeteciler için büyüleyicidir. Çünkü onlara şunu fısıldar. “Orada olursan, gerçekten gazeteci olursun.” Ama bu romantik cümlenin ardında çoğu zaman daha sert, daha çıplak bir gerçek yatar o da “riskdir.”Geçtiğimiz günlerde University of Oregon School of Journalism and Communication tarafından yayımlanan “Should Student Journalists Cover Dangerous Protests?” başlıklı yazıyı okudum. Metin, uzun zamandır içimde dolaşan ama çoğu zaman yüksek sesle sormaktan kaçındığımız bir soruyu doğrudan ortaya koyuyor. Bir gazeteci, özellikle de henüz yolun başındaki bir öğrenci, tehlikeli bir protestoyu takip etmeli mi?Yazıda geçen şu cümle uzun süre aklımda kaldı. “Tarihin ilk taslağını yazmak için orada olman gerekir.” Gerçekten de gazetecilik büyük ölçüde “orada olmak” üzerine kurulu. Orada değilseniz, görmezsiniz. Görmezseniz, anlatamazsınız. Anlatamazsanız, tarih eksik kalır. Ama aynı metin, bu güçlü cümlenin hemen yanına başka bir gerçeği koyuyor. “Eğer hazır değilsen, orada olmamalısın.” İşte bütün mesele, bu iki cümle arasındaki gerilimde saklı.Bugün protesto alanları, sadece haber değeri taşıyan mekanlar değil, aynı zamanda ciddi riskler barındıran, öngörülemez ve çoğu zaman kontrolsüz alanlar. Militarize polis müdahaleleri, göz yaşartıcı gaz, plastik mermiler, ani panik dalgaları… Bunların her biri, deneyimsiz bir gazeteci için saniyeler içinde........