Editörün seçmediği kare |
Bir çatışma bölgesinde, bir muhabir zırhlı yeleğinin ağırlığını unutmuş, deklanşöre basıyor. Dört yüz otuz iki kare. Toz, ses, birinin bağırışı, bir çocuğun elinin havada kaldığı an, bir askerin yüzündeki ifadenin değiştiği saniye. Gece, otelin varsa otelin ışığında kartı bilgisayara takıyor, hepsini tek tek geçiyor, en iyi otuzu seçip editöre gönderiyor. Editör onlardan birini seçiyor. Yayınlanan: bir. Görülen: bir. Kalan dört yüz otuz bir kare, bir sabit diskin bir klasöründe, muhtemelen bir daha hiç açılmamak üzere bekliyor.Fotoğrafçılık üzerine konuşurken hep çekilen kareden söz ederiz kompozisyonu, ışığı, "doğru anı." Ama fotoğrafçılığın asıl trajedisi çekilen karede değil, çekilip de hiç görülmeyen dört yüz otuz bir karede saklı. Çünkü o kareler gerçek dışı değil; tam tersine, hepsi gerçekti, hepsi orada, o saniyede yaşandı. Ama bir kişinin genelde muhabirin bile yüzünü görmediği bir editörün masasında, saniyeler içinde verilen bir kararla "gerçek" olmaktan çıkıyorlar. Görülmeyen fotoğraf, çekilmemiş fotoğraftan daha acı bir şey: var olup da yok........