Uyanışlar (Awakenings) |
Merhaba, bugün sizi Penny Marshall’ın yönettiği Uyanışlar (Awakenings) filmiyle, tıbbın sınırları içinde insan ruhunun ne kadar güçlü olabileceğini anlatan dokunaklı bir hikâyeye davet ediyorum. 1990 yapımı bu film, yalnızca bir hastane hikâyesi değil; aynı zamanda zaman, umut ve insanın yeniden hayata tutunma isteği üzerine kurulmuş derin bir anlatıdır.
Film gerçek bir olaydan esinlenir. 1920’li yıllarda yaşanan bir salgın sonrası “ensefalit letarjika” adı verilen bir hastalık nedeniyle onlarca insan yıllarca hareketsiz ve bilinçsiz bir şekilde yaşamaya devam eder. Bu insanlar ne tam anlamıyla uyanıktır ne de tamamen hayattan kopmuştur. Sanki zaman onlar için donmuştur. Yıllar sonra bir hastanede göreve başlayan Dr. Malcolm Sayer (Robin Williams), bu hastalarla karşılaşır ve onların aslında tamamen kaybolmadığını fark eder.
Dr. Sayer, klasik doktor figürlerinden farklıdır. İçine kapanık, biraz çekingen ama son derece meraklı bir bilim insanıdır. Hastalarla iletişim kurmaya çalışırken onların iç dünyasına ulaşabileceğine inanmaya başlar. Bu noktada hikâyenin merkezine Leonard Lowe karakteri girer. Robert De Niro’nun canlandırdığı Leonard, yıllardır hareketsiz yaşayan hastalardan biridir. Sayer’ın uyguladığı deneysel bir ilaç tedavisi sonucu Leonard bir gün gerçekten “uyanır”.
İşte film tam olarak burada başlar. Çünkü Leonard’ın yeniden hayata dönmesi yalnızca fiziksel bir iyileşme değildir. O, yıllardır kaçırdığı hayatı bir anda keşfetmeye çalışan bir insan hâline gelir. Sokaklar, müzik, insanlar… Hepsi Leonard için yeni bir dünyadır. Ancak bu mucizevi uyanış, beraberinde büyük bir soruyu da getirir: Eğer zaman gerçekten kaybedildiyse, onu geri kazanmak mümkün müdür?
Robin Williams’ın Dr. Sayer performansı, oyuncunun kariyerindeki en sade ama en etkileyici rollerden biridir. Williams burada alıştığımız komedi enerjisinden uzak, daha içe dönük ve duygusal bir karakter yaratır. Robert De Niro ise Leonard rolünde inanılmaz bir dönüşüm sergiler. Leonard’ın hareketsizliğinden hayat dolu hâline geçişi, ardından gelen kırılganlık ve hayal kırıklığı son derece güçlü bir oyunculuk örneği sunar.
Uyanışlar (Awakenings) aslında bir mucize hikâyesi anlatmaz. Film, umudu anlatırken aynı zamanda hayatın kırılganlığını da gösterir. Leonard’ın kısa süreli uyanışı, hem hastane çalışanlarını hem de izleyiciyi derinden etkiler. Çünkü bu hikâye bize hayatın değerini, zamanın önemini ve insanın var olma arzusunu hatırlatır.
Film, 1991 Oscar Ödülleri’nde En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu (Robert De Niro) ve En İyi Uyarlama Senaryo dallarında aday gösterildi. Her ne kadar ödül kazanamamış olsa da, sinema tarihinde en duygusal ve insani tıbbi dramalar arasında yerini aldı.
Bugünlük bu kadar, hoşçakalın.