Kan bağı mı, yoksa gönül bağı mı?
Sırtımızı o "kutsal" kuruma yasladığımızda, kendimizi dünyanın en güvenli kalesinde hissederiz. Buraya kadar her şey harika. Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirmeye cesaretiniz var mı?
Bugün biraz o madalyonun paslanan yüzünden, yani "güvenin verdiği rehavetten" konuşalım.
Özellikle aile şirketlerinde ve akrabalık ilişkilerinin yoğun olduğu profesyonel yapılanmalarda sıkça gördüğüm bir zehir var: Samimiyet ile laubaliliği karıştırmak.
Birçoğumuz, aradaki kan bağına güvenerek, bir yabancıya asla yapamayacağımız "hadsizlikleri" en yakınlarımıza yapma hakkını kendimizde buluyoruz. "Nasılsa kardeşimdir, affeder", "Amcamdır, görmezden gelir", "Babamın şirketidir, bana bir şey olmaz" düşüncesi, iş hayatının en tehlikeli konfor alanıdır.
İşte tam bu noktada o gizli yalnızlık başlar.
Siz o güvene yaslanıp sınırları ihlal ettikçe, karşınızdaki insan –o kişi babanız, kardeşiniz veya kuzeniniz olsa bile– yavaş yavaş duygusal olarak geri........
