Bir yaşam biçimi olarak dinlemek
Yürürken adımlarımızı nasıl düşünmüyorsak, bir diyalog içindeyken de kelimelerin üzerimizdeki etkisini çoğu zaman düşünmüyoruz. Çoğumuz karşımızdakini pürdikkat dinlediğimizi zannediyoruz; ancak çoğu zaman yaptığımız tek şey, ses dalgalarının kulak zarımıza çarpmasına müsaade etmekten ibaret kalıyor. Oysa dinlemek, basit ve biyolojik bir reaksiyonun çok ötesinde, başlı başına bir yaşam biçimi, bir varoluş ve insani bir temas halidir. Aksi takdirde hayatın ve iletişimin sadece sığ yüzeyinde kalırız. Derinliklerdeki o ince sızıyı, o sessiz çığlığı ya da söylenmemiş olanın ardındaki asıl gerçeği gözden kaçırırız.
Sıradan, otomatikleşmiş bir dinleme eylemi, olayların ve söylemlerin gerçek halleriyle olan temasımızı doğrudan keser. Birisi bize bir şey anlattığında, kelimelerin ötesinde bir de o kelimelerin taşıdığı "hal" vardır. Sesteki hafif bir titreme, gözdeki o anlık kaçış, cümlenin sonundaki o zor yutkunma veya manidar bir duraksama... Sadece işiten bir kulak bu yaşamsal detayları es geçer. Ancak bir yaşam biçimi olarak "dinlemeyi" seçen, insan derinliğine inebilen bir zihin, bu detayların birer pusula olduğunu çok iyi bilir. O duygusal ve mantıksal bağlantıyı kuramadığımızda, olası durumları, krizleri veya önümüze çıkabilecek büyük fırsatları hayatımızdan, masamızdan ve dahil olduğumuz kurumsal........
