menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Vazgeçilmez olduğunu sananların hazin sonu"

8 0
05.02.2026

Bir koltuğa oturduğumuzda, bir imzayı atma yetkisine kavuştuğumuzda ya da hayatımızdaki insanların varlığına alıştığımızda tuhaf bir körlük başlar. Elimizdeki değerin —bu bir yetenekli çalışan da olabilir, bize sunulan bir sadakat de— sonsuza dek orada, öylece duracağını zannederiz.

Soruyorum size: İnsan, elinde olduğuna gerçekten inandığı, gücüne güvendiği bir değeri neden hoyratça harcar? Neden onu kaybetme ihtimalini aklının ucundan bile geçirmez?

Cevap, egonun fısıldadığı o tehlikeli yalandadır: "Mecburiyet."

İş hayatında bu senaryoyu defalarca izledik. Masanın güçlü tarafında oturan yönetici, karşısındaki çalışanın şartlarını, borçlarını ya da o işe olan ihtiyacını bir "zaaf" olarak kodlar. Sadakati, yeteneği veya özveriyi ödüllendirmek yerine; "Nasılsa gidemez, şartları el vermez" diyerek bu durumu bir tahakküm aracına dönüştürür.

Bu, tipik bir güç zehirlenmesidir.

O yönetici sanır ki; otorite korkusu ya da ekonomik zorunluluklar, o insanı o ofise zincirler. Oysa atladığı hayati bir gerçek vardır: İnsan, onurunun zedelendiği yerde........

© Analiz