Çöpe giden gıda değil Türkiye'nin serveti
İlk bakışta büyük bir çelişki gibi görünen bu tablo, aslında Türkiye ekonomisinin en önemli yapısal sorunlarından birini gözler önüne seriyor. Çünkü mesele yalnızca satılamayan ürünler değil; mesele, üretilen ekonomik değerin daha tüketilemeden yok olmasıdır.
Hafta sonu kurulan semt pazarlarının kapanış saatlerinde ortaya çıkan görüntüler artık sıradanlaştı. Kasalar dolusu domates, salatalık, biber, şeftali, kayısı, üzüm ve yeşillikler çöp konteynerlerine boşaltılıyor. Pazarcı esnafı bunu isteyerek yapmıyor. Tam tersine, zararını en aza indirebilmek için gün boyu fiyat kırıyor, maliyetinin altına satış yapıyor. Ancak vatandaşın alım gücü zayıfladığı için bu indirimler bile çoğu zaman yeterli olmuyor.
Sonuçta satılamayan ürünlerin büyük bölümü, ertesi güne dayanamayacağı için çöpe gidiyor.
Oysa çöpe atılan sadece domates ya da karpuz değildir.
O ürünlerin yetişmesi için kullanılan su çöpe gidiyor. Çiftçinin aylar süren emeği çöpe gidiyor. Gübre, ilaç, elektrik, mazot, işçilik, nakliye, ambalaj ve lojistik maliyetleri çöpe gidiyor. Üstelik bunların tamamı dövizle bağlantılı maliyetler taşıyan kalemler. Yani çöpe atılan her kasa sebze ve meyve, aslında milli gelirin sessizce erimesi anlamına geliyor.
Kuraklık riski artıyor
Türkiye, iklim krizinin etkilerini giderek daha fazla hisseden bir ülke. Kuraklık riski artıyor, su kaynakları azalıyor. Böyle bir dönemde binlerce ton gıdanın yalnızca pazarda satılamadığı için çöpe gitmesi, ekonomik olduğu kadar çevresel bir sorun da oluşturuyor.
İşin en dikkat çekici tarafı ise bu kaybın çoğunlukla görünmez olmasıdır.
Bir fabrikanın kapanması haber olur. Bir şirketin iflası manşetlere çıkar. Ancak her gün yüzlerce pazarda tonlarca gıdanın........
