Sesin yüzü var mı?

Renkler, tipografi, bir bakış, bazen de bilinçli bir boşluk… Müziği henüz dinlemeyiz ama çoktan bir beklentiye girmişizdir. Demek ki müzik yalnızca işitilen bir deneyim değildir; aynı zamanda görülen, çağrışımlarla kurulan bir anlatıdır. Albüm kapağı da bu anlatının sessiz ama iddialı giriş cümlesidir.

Plak dükkânlarının rafları arasında dolaşırken kapaklara bakarak kurduğumuz hayaller vardı. Pink Floyd’un prizmaya dönüşen ışığı, The Velvet Underground’un muzla kurduğu alaycı mesafe, Björk’ün bedeniyle doğa arasında gidip gelen yüzü… Hepsi müziğin karakterini daha dinlemeden sezdirirdi. Kapak, süs değil; müziğin dünyasına açılan bir kapıydı. Albüm bittiğinde bile o kapı kapanmaz, görsel hafızamızda yaşamaya devam ederdi.

Dijital çağ bu ilişkiyi kökten değiştirdi ama yok etmedi. Albüm kapakları artık avuç içimize sığacak kadar küçük. Bir oynatma listesinde, bir algoritma akışında saniyeler içinde geçip gidiyorlar. Yine de etkileri azalmış değil. Tam tersine, karar verme süresi kısaldıkça görselin önemi arttı. Kaydırırken gözümüze takılan bir kapak, kulaklığımıza giden yolu açabiliyor. Görsel estetik, müziğin eşiğinde duran sessiz bir bekçi gibi........

© Analiz