menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Enerjide nükleer Rönesans mı?

11 0
09.01.2026

Büyük kazalar, yüksek maliyetler, yıllarca süren inşaatlar ve kamuoyunda oluşan yaygın tedirginlik… Bütün bunlar nükleeri bir süreliğine sahnenin dışına itti. Dünya, rüzgâr ve güneş gibi yenilenebilir kaynaklara yöneldi; nükleer enerji ise adeta “ertelenmiş bir dosya”ya dönüştü.

Ancak bugün o dosya yeniden açılıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son yıllardaki değerlendirmeleri, küresel enerji sisteminin yalnızca yenilenebilir kaynaklarla dengelenmesinin kısa vadede mümkün olmadığını ortaya koyuyor. İklim krizi derinleşirken, enerji arz güvenliği daha kırılgan hale gelirken ve fosil yakıtlara bağımlılığın siyasi yansımaları daha fazla tartışılırken, birçok ülke nükleer enerjiyi yeniden masaya koymuş durumda. Bu geri dönüş, geçmişteki dev ve hantal santrallerden ziyade, daha küçük, daha esnek ve daha kontrollü bir teknoloji arayışı üzerinden şekilleniyor: Küçük Modüler Reaktörler, yani SMR’lar.

Geleneksel nükleer santrallerin en büyük sorunu, ölçeklerinin büyüklüğüydü. Milyarlarca dolarlık yatırımlar, on yılı aşan inşaat süreleri ve her gecikmede katlanan maliyetler… OECD Nükleer Enerji Ajansı’nın da uzun süredir dikkat çektiği gibi, bu projelerde ekonomik belirsizlik çoğu zaman teknik risklerin önüne geçti. Kamuoyunda hâlâ canlı olan kaza hafızası da bu tabloyu ağırlaştırdı.

Bugün ABD’de NuScale, İngiltere’de Rolls-Royce ve Kanada’da devlet destekli SMR programları, tam da bu sorunlara alternatif üretme iddiasıyla gündemde. Henüz tamamı ticari başarıya ulaşmış projelerden söz etmiyoruz; bazı girişimler ertelendi, bazıları........

© Analiz