Terminal Kadıköy'ün 15 liralık hela cirosu
Söğütlüçeşme’nin uzun yıllar atıl kalmış, gri ve isli viyadük altı uzun süredir bir sihirli değnek bekliyordu. Beklenen oldu ve karşımıza janjanlı bir "yaşam, kültür ve gastronomi merkezi" çıktı: Terminal Kadıköy.
Lansman metinlerine, şatafatlı PR çalışmalarına bakarsanız ufkunuz iki katına çıkıyor. Dile kolay, 70 milyon Euro’luk devasa bir yatırım... Londra’nın meşhur Borough Market’ine, İspanya’nın Mercado’larına rakip, "İşte Avrupa!" dedirten bir vizyon. 45 bin metrekarelik dev bir alan, sürdürülebilirlik ilkeleri, doğal havalandırma, geri dönüşüm ve tam 21 farklı mutfak kültürünün sergilendiği açık mutfaklar... Kore sokak lezzetlerinden girip, Meksika tacolarından çıkabiliyorsunuz. Modern, vizyoner ve sokağın ruhunu yakaladığını iddia eden şahane bir konsept.
Fakat bu görkemli rüya, insan bedeninin en temel, en kaçınılmaz biyolojik döngüsüyle karşılaştığı an, yerini bir anda acımasız bir Anadolu otogarı gerçekliğine bırakıveriyor.
Nasıl mı? Diyelim ki o şık tasarımlı açık havada, loş ışıklar altında Uzak Doğu mutfağınızın tadını çıkardınız, üzerine artisan kahvenizi yudumladınız. Cüzdanınızı layıkıyla hafiflettiniz, ekonomiye can verdiniz. Her şey harika. Ta ki doğanın o ertelenemez çağrısı gelene kadar. Yönlendirme tabelalarını takip edip o sürdürülebilir, modern mimarinin kalbindeki tuvaletlere ulaştığınızda, karşınızda buz gibi turnikeler bitiveriyor.
Ve o meşhur........
