Terörsüz Türkiye'ye geçiş sürecinde "sol" tartışması

Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum, "sol" siyasetin tanımını ve Terörsüz Türkiye'ye geçiş sürecinde yurtsever solun nasıl bir tutum benimsemesi gerektiğini AA Analiz için kaleme aldı.

***

Son zamanlarda münfesih terör örgütünün kurucusu Öcalan'ın ve bazı mensuplarının da içinde olduğu bir sosyalizm ve sol tartışması ortaya çıktı. Bu tartışma için aslında genel sorulara ihtiyaç var. Bunun yerine ileri sürülen bazı jenerik tezler gerçek kabul ediliyor ve onlar üzerinden tartışılıyor. Bu da asıl sorunun dogmatik bir sol bakış açısı olduğunu gösteriyor.

Konuya girmeden bir parantez açmak gerekirse öteden beri var olan sol ve sağ kavramlarının Türkiye'ye yabancı olduğu tartışması önemlidir. Hatta günümüzde dünyada da sol ve sağ şeklinde siyasi konumlanmanın miadını doldurduğu iddiaları da dikkate değer yaklaşımlardır ancak bu tartışmalar olmakla birlikte en azından siyasetin ana aksları sağ ve sol olarak nitelendiği sürece ya da bu kavramlara ihtiyaç devam ettikçe sol siyaset de varlığını sürdürecektir.

Anlamlı bir tartışma için her dönem konuşulan ama bugün için daha da önemli olan şu soruyu sormak gerekir: Politik açıdan solun günümüzdeki karşılığı nedir?

Elbette devamında da Türkiye'de "Genel politik tanıma uygun bir sol var mıdır?" sorusu gündeme gelebilir.

21. yüzyılda sınıf esaslı solculuğun ortadan kalktığı veya gücünü yitirdiği tezi çok güçlü olgularla ileri sürülüyor.

Hakikaten kapitalizmin son elli yıllık dönüşümü toplumsal yapıları kökten değiştirdi. Bu değişimde teknoloji, iletişim ve ulaşımdaki gelişmeler, dünyayı küresel sermayenin nesnesi haline getirdi.

Emek sermaye temel çelişkisinin yerini, insanın özgürleşmesiyle, baskıcı otoriteler arasındaki çelişki aldı.

Klasik işçi sınıfının yerini emeğe dayalı farklı sınıfsal katmanlardan oluşan toplum, iç sermayenin yerini küresel egemenlikten pay alan, kendi içinde de çatışan ve ulusal sermayeleri de kontrol altına almaya çalışan küresel sermaye güçleri aldı.

Belirteyim ki burada söylenen sınıfların bittiği değildir. Solun işçi sınıfına dayalı siyaset döneminin kapandığı veya marjinalleştiğidir. Diğer bir deyişle, klasik işçi sınıfı esaslı sol tezinin aslında başarısız olduğu, hiçbir zaman realize olamadığı, hep öncü/kadrocu bir hareketin söyleminde kaldığı ifade ediliyor.

Batı'da işçi sınıfları, öncü grupların kitlesi olmaktan ve nihayetinde seçmeni olmaktan öteye gidemedi, iktidar öznesi olamadı. Sonrasında da sınıfların karakteri çok değişti, temel çelişkinin ve çelişkilerin bağlamı kökten yenilendi yoksa kapitalizmin ekonomik yapısı, elbette nesnel dinamikleri gereği sınıf ilişkileri üretir. Bu durum adeta bir zorunluluktur. Fark, artık ütopik kabul edilen sınıf esaslı solculuğun yerini daha gerçekçi olan toplumsal sol siyasetin almasıdır yani sınıf esaslı solun bittiği tespiti ya da iddiası, sol siyasete olan ihtiyacın bittiği anlamına gelmez.

Bu noktada, sınıf esaslı solculuktan toplum esaslı solculuğa geçildiği söylenebilir. Sol siyasetin sosyolojik kapsamının genişlediği tespiti tam da buna yöneliktir. Bu bağlamda günümüzde sol siyaseti belirleyen üç ana mecra ve temel bir kimlik olduğu söylenebilir:

Birincisi, devlet ve halk/vatandaş ilişkileri mecrası.

İkincisi, devletle sermayenin ilişkisinde devletin rolü mecrası.

Üçüncüsü ise sosyal politikalar mecrası.

Temel kimlik açısından ise enternasyonel değil yurtsever sol.

Günümüzün sol siyaseti, devletin siyasal sistem olarak işleyişinde halkın iradesini merkeze alan yaklaşımlara sahip olmak anlamına gelir. Halkın iradesini siyasal sistemin merkezine almak demek, güçlü ve derin bir demokrasi anlayışıyla hareket etmeyi gerektirir. Günümüzde vatandaş inisiyatifine dayanan gelişmiş bir demokrasi, ana perspektiftir. Bunun asli savunuculuk görevi, sol siyasete ait olmalıdır.

Yalınkat ve halka mesafeli demokrasi anlayışlarına karşı çok katmanlı ve her katmanda halkın iradesine göre işleyen, vatandaşı sadece seçmen olarak değil iki seçim arası dönemde aktif siyasi özne haline getiren bir demokrasi anlayışı, sol siyaset tarafından geliştirilip hayata geçirilebilir.

Hak ve özgürlük alanı da bu mecrada yer alır. Halkın iradesine ve vatandaş inisiyatifine dayalı demokrasiyi geliştirmek, aynı zamanda hem yeni hak ve özgürlükler alanlarının açılmasını hem de mevcut hak ve özgürlüklerin gelişmesini sağlar. Bu açıdan bakıldığında Türkiye'de 16 Nisan 2017'de referandumla kabul edilen anayasa değişikliği, toplum esaslı sol bir değişimdir.

Kapitalizm koşullarında işleyen bir devletin egemen ekonomik güç olan sermaye ile ilişkisi, sol siyaset açısından temel ayırt edici alanlardan bir diğeridir. Ekonomik egemenliğin her halükarda siyasi egemenliği belirlediği şeklindeki vülger determinizmden bakılmadığı sürece, kapitalizm koşullarında ekonomi ve siyaset alanlarının özerklik imkanına sahip olabileceği kabul edilir.

Elbette küresel yeni sömürgeciliğin siyasi aktörleri olan ve ekonomik egemenlik savaşında taşıyıcılık yapan bazı ulusal devletlerin sermayenin kontrolünde olduğu gerçektir. Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Almanya ve Fransa, sermaye kontrolündeki güçlü devletlere........

© Anadolu Ajansı Analiz