Kendini bulan arayış: Türkiye’nin ulusal kimlik inşa tecrübesi ve bölgesel yansımaları |
Siyaset bilimci Doç. Dr. Hüseyin Alptekin, Türkiye’nin ulusal kimlik inşa tecrübesini ve içeride birleştirici, dışarıya ilham verici Türkiye modelini AA Analiz için kaleme aldı.
***
Türkiye, son dönemlerde kendi tarihsel birikiminden beslenen, hem Doğu hem Batı’yla ilişkisini yeniden tanımlayan yeni bir toplumsal kimlik inşa etti. Bu yazıda bu kimliğin unsurlarını, siyasi sonuçlarını ve model olma imkanını tartışacağız.
Amerikan ve Rus resmi söyleminde ilahi seçilmişlik ya da Amerikalıların söylemiyle Manifest Destiny (Açık Kader), Fransa ve Çin’de kültürel üstünlük ve dünyanın merkezinde olma düşüncesi, Alman ve İngiliz örneklerinde ırk ve medeniyet üzerinden üstünlük düşüncesi kimi dönemlerde baskın kimi dönemlerde örtülü de olsa bu ülkelerin toplumsal kimlik ve resmi söyleminde yer bulmuştur.
Türkiye ise son 150 yılında "olmuş" değil, dönüşen ve bu dönüşümü de Batılılaşma yolunda ilerleme olarak gören bir ülke olagelmiştir. Bu dönüşüme kim ne zaman karar verdi tartışılır. Bu dönüşümün başında keskin bir karar verici bulmak zor olsa da Cumhuriyet döneminin de öncesine giden, Cumhuriyet kadrolarının da içine doğduğu bir düşünce iklimiydi. Belki Abdullah Cevdet’e, belki Mustafa Reşid Paşa’ya hatta anakronizme düşme pahasına belki Damat İbrahim Paşa’ya kadar geri götürülebilir. Batılı olmak isteyen, bunu hak ettiğini düşünen Batıcı bir söylem ve kimliğin ne zaman başladığı konusu uzun uzun tartışılabilir ama belki de asıl tartışmamız gereken ne zaman başladığı değil ne zaman bittiğidir.
Soğuk Savaş refleksleriyle Türkiye’nin halen Batı blokunun cephe ülkesi olarak görüldüğü dönem son on yılda uluslararası yazında yerini başka bir iddiaya bıraktı. Bu yeni dönemde gerek yerli basın ve kanaat önderleri gerekse de uluslararası medya Türkiye Batı’dan kopuyor mu tartışmalarına başladı. Bu tartışmalar öncesinde demokratik, çağdaş ve ılımlı bir Müslüman ülke olarak Batı kamuoyunda yerleşen model ülke Türkiye imajı, son on yılda yerini Yeni-Osmanlıcılık imajına bıraktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için sultan sıfatları kullanılmaya başlandı, Türkiye’nin yurtdışı güç projeksiyonu Osmanlı haritalarıyla karşılaştırıldı, Batı karşıtı ve despotik bir Türkiye algısı yeni bir Oryantalizm dalgasını besledi. Ne var ki bu iki imaj da Türkiye’nin yeni kimliğini ve rolünü kavramaktan uzak........