İklim krizinin eşiğinde Türkiye’de çevre ve COP31 fırsatı

SETA İklim Değişikliği ve Çevre Programı Araştırmacısı Dr. Çağla Vural, 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında Türkiye'nin COP31 ev sahipliğiyle küresel iklim siyasetinde üstlendiği kritik rolü ve çevre politikalarının kalkınmadaki yerini AA Analiz için kaleme aldı.

1970’lerin başından bu yana her yıl 5 Haziran'da kutlanan Dünya Çevre Günü, bu yıl Birleşmiş Milletler’in çevreyi koruma çağrısının her zamankinden daha güçlü duyulduğu bir döneme rast gelmektedir. İklim krizi artık uzak bir tehdit olmaktan çıkmış, günlük hayatta etkisini göstermeye başlamıştır. Rekor sıcaklıklar, kuruyan göller, sıklaşan orman yangınları ve şiddetlenen seller bunu açıkça göstermektedir. Sorun, gelecek kuşakların meselesi olmanın yanı sıra bugünün meselesi haline de gelmiştir. Üstelik tablo yalnızca iklimle sınırlı değildir. Okyanusları kaplayan kirlilik, hızla azalan biyolojik çeşitlilik ve kaynakları hızla tüketen doğrusal ekonomi de aynı krizin parçasıdır.

Küresel iklim diplomasisi ise Paris Anlaşması’nın koyduğu 1,5 derece hedefi etrafında dönmektedir. Ne var ki retorik ve pratik arasındaki açık hala kapanmamıştır. Fosil yakıtlardan çıkış takvimi, iklim finansmanı ve gelişmekte olan ülkelere kaynak aktarımı gibi kritik konular her zirvede konuşulmakta ama çoğu zaman somut bir taahhüde dönüşmemektedir. Nitekim 2025’te Brezilya'nın Belém kentinde toplanan COP30’un sonuç bildirisinde “fosil yakıtlar” ifadesine dahi yer verilmemesi, açığın ne kadar derin olduğunu göstermektedir. Gelişmiş ülkelerin sözlerini tutmaması ile gelişmekte olan ülkelerin kalkınma talebi arasındaki gerilim, müzakerelerin değişmeyen kırılma noktası olmayı sürdürmektedir.

Türkiye’nin proaktif dönüşümü: COP31 ev sahipliği

Tam da bu noktada Türkiye son yıllarda dikkati çeken bir konuma gelmiştir. Uzun süre reaktif pozisyonda bir ülkeyken, bugün proaktif bir aktöre dönüşmüştür. Bunun en somut kanıtı, 9-20 Kasım 2026’da Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’e ev sahipliği yapacak ve dönemin başkanlığını yürütecek olmasıdır [1]. Türkiye bu hakkı, Avustralya ile adaylık sürecinde aylarca süren görüşmeler sonunda uzlaşıyla elde etmiştir [2]. Anlaşmaya göre ev sahipliği, iletişim ve sahadaki iklim eylemini yönlendiren Aksiyon Gündemi Türkiye'nin sorumluluğundadır; müzakere başkanlığını ise Avustralya yürütmektedir. Zirvenin en önemli ayağı olan liderler buluşmasının ise İstanbul’da gerçekleştirilmesi planlanmaktadır. 196 taraf ve 80 binden fazla katılımcının beklendiği bu zirve, Türkiye için büyük bir organizasyonun ötesinde bir anlam taşımakta ve ülkenin küresel iklim siyasetinde söz sahibi olma iddiasını da ortaya koymaktadır.

Bu ev sahipliği aynı zamanda Türkiye’nin........

© Anadolu Ajansı Analiz