We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hak Dostlarından Hikmetler Yunus Emre- 14

2 0 0
30.01.2021

Yunus Emre Hazretleri buyurur:

Yunus kabre vardıkta, Münker-Nekir geldikte,

Rabbin kimdir dedikte, dilim döne mi yâ Rab?!

[İnsanın zâhirî yapısı, etten-kemikten bir kalıptır. Lâkin iç âlemi, sayısız endişeler manzûmesidir. Nitekim Hâfız-ı Şîrâzî de insanı; “bir damla kan, binbir endişe” diyerek tarif etmiştir. Hakîkaten insan, geçici olarak konakladığı şu dünya misafirhanesi için ne kadar kaygılanıp endişe duyar! Rızık endişesi, istikbâl endişesi, çoluk-çocuk, sıhhat-âfiyet, mal-mülk endişesi vs… Nitekim bugün bir salgın hastalık sebebiyle bütün insanlık, umumî bir korku ve endişe içinde…

Hâlbuki âhiret penceresinden bakıldığında bütün fânî endişeler, birer “zıll-i zevâl”den, yani kaybolmaya mahkûm gölgelerden ibârettir. Esas ve kalıcı hayat, âhiret hayatıdır.

Dolayısıyla asıl endişe etmemiz gereken hususlar;

–Ebedî adresimize dair ilk işaretlerin belireceği son nefesimizi nasıl vereceğimizdir.

–Kabrimizdeki sorgu-suâle ne kadar hazır olabildiğimizdir.

–Kıyamete kadar bekleyeceğimiz berzah âleminin, hadîs-i şerîfteki ifadesiyle, Cennet bahçelerinden bir bahçe mi, yoksa -Allah korusun- Cehennem çukurlarından bir çukur mu olacağıdır.1

Nitekim Allah Rasûlü’nün terbiyesi altında yetişen ve bizlere örnek nesil olarak takdim edilen ashâb-ı kirâm, bu endişeyi taşıyordu. Hazret-i Ebû Bekir’in kızı Esmâ validemiz şöyle anlatır:

“Rasûlullah (s.a.v.) bir defasında hutbe îrâd etmiş ve kişinin kabirde başından geçecek sorgusuâli anlatmıştı. Rasûl-i Ekrem Efendimiz kabir ahvâlini böyle tafsîlâtıyla anlatınca, müslümanlardan müthiş bir feryat yükseldi ve hep birlikte, yüksek sesle ağlamaya başladılar.” (Buhârî, Cenâiz, 87)

Berâ (a.s.) da şöyle anlatıyor:

“Biz Rasûlullah (s.a.v.) ile bir cenâzede beraberdik. Efendimiz (s.a.v.), kabrin kenarına oturup ağladılar. Öyle ki (gözyaşlarıyla) toprak ıslandı. Sonra da:

«–Ey kardeşlerim! İşte (hepimizin başına gelecek olan) şu ölüme iyi hazırlanın!» buyurdular.” (İbn-i Mâce, Zühd, 19)

Hakîkaten, ebediyet yolculuğumuzda bizi bekleyen çetin geçitler var. Efendimizr ashâbını ve onların şahsında kıyamete kadar gelecek bütün ümmetini, bu geçitlere hazır olmaları hususunda her vesîle ile îkaz buyurmuştur.

Şüphesiz ki Peygamber Efendimiz’in kabir âlemine dair verdiği mâlumâtı, bizler zihnimizdeki dünyevî intibâlarla değerlendiriyoruz. Bu sebeple de o âlemin gerçek mâhiyetini tam olarak bilemiyoruz. Nasıl ki anne karnındaki bir bebeğin dünya hayatına dâir herhangi bir mâlumâtı yoksa, bizler de ancak bu dünyaya veda edip kabre doğduğumuzda o âlemi hakka’l-yakîn derecesinde idrâk edeceğiz.

Peygamber Efendimiz’in kabir âlemine dâir verdiği haberler, daha ziyade, bizim vazife ve mes’ûliyetimize taalluk eden hakîkatlerdir. Onlardan gerekli ders ve ibreti almamız içindir. Bu hadîs-i şerîflerden birinde Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:

“Meyyit mezara konulur. Sâlih bir zât ise kabrinde endişesiz ve korkusuz bir şekilde oturtulur ve:

«–Sen hangi dindeydin?» diye sorulur. O:

«–Ben İslâm dînindeydim.» diye cevap verir. Sonra:

«‒Şu zât kimdir?» diye (Rasûlullah (s.a.v.) hakkındaki îtikādı ve kanaati) sorulur. O da:

«–Muhammed (s.a.v.) Allâh’ın Rasûlü’dür. O, bize Allah katından apaçık deliller getirdi. Biz de O’nu tasdik ettik.» diye cevap verir. Daha sonra:

«–Sen Allah Teâlâ’yı gördün mü?» diye sorulur. O da:

«–Hiç kimse Allah Teâlâ’yı (dünyada) göremez!» diye cevap verir.

Daha sonra onun için Cehennem tarafına bir pencere açılır. Ölü ona bakarak Cehennem alevlerinin (şiddetli hararet ve sıkışıklık sebebiyle) birbirini kırıp geçirdiğini görür. Ona:

«–Allah Teâlâ’nın seni koruduğu ateşe bak!» denilir.

Sonra onun için Cennet tarafına bir pencere açılır. Cennet’in süslerine ve nîmetlerine bakmaya başlar. Kendisine:

«–İşte bu güzel yer, senin makâmındır.» denildikten sonra:

«–Sen (dünyada) yakînî îman üzereydin, bu sağlam îman üzere öldün ve (kıyâmet günü) inşâallah bu îman üzere diriltileceksin.» denilir.

(Katâdet der ki:

“Bize nakledildiğine göre; sâlih kula kabri (o âlemin şartlarında) yetmiş zirâ‘2 genişletilir ve çok taze nîmetlerle doldurulur. Yeniden dirilinceye kadar, böyle lûtuf ve ihsanlar içinde bulunur.”3 )

(Diğer taraftan) kötü kişi de dehşet ve korku içinde mezarında oturtulur ve kendisine:

«–Sen hangi dindeydin?» diye sorulur. O da:

«–Bilmiyorum.» diye cevap verir. Sonra:

«–Şu zât kimdir?» diye (Rasûlullah (s.a.v.) hakkındaki îtikādı ve kanaati) sorulur. O yine:

«–İnsanlar O’nun hakkında bir şeyler söylüyorlardı, ben de onu söyledim.» der. (Yani dînî konularla pek alâkası olmadığını, kalabalığa uyup insanları körü körüne taklit ettiğini dile getirir.) Cennet tarafına bir pencere açılır. Cennet’in süslerine ve nîmetlerine bakmaya başlar. Kendisine:

«–(Îmân etmediğin için) Allâh’ın senden uzaklaştırdığı Cennet’e bak!» denilir.

Daha sonra onun için Cehennem tarafına bir pencere açılır. Oraya bakar, alevlerin birbirini kırıp geçirdiğini görür. Ona:

«–İşte bu, senin yerindir. (İslâm hakkında) şüphe üzere yaşadın, şüphe üzere öldün ve inşâallah, (kıyâmet gününde) şüphe üzere diriltileceksin!» denilir.” (İbn-i Mâce, Zühd, 32)4

Velhâsıl kabirde kıyamete kadar sürecek olan bu bekleyiş, âdeta bir mahkeme koridorundaki heyecan dolu bekleyiş gibidir. Lâkin herkesin mânevî durumuna göre, kimine huzur ve sürûr, kimine ise ezâ ve cefâ dolu bir bekleyiştir.

İşte ârif kullar; bu şuur ve idrâk içinde, son nefesi, kabri, Münker ve Nekir meleklerinin sorgu-suâlini ve âhiret ahvâlini âdeta hayatlarının miyârı yaparlar. Alacakları her kararda ve atacakları her adımda, bu istikbâl hakîkatlerini göz önünde tutarlar.

Zira ölüm haktır. Her fânî,........

© Altınoluk


Get it on Google Play