We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Prof. Dr. Halis Aydemir ile… Ahdini Satanın Âkıbeti Rezilliktir

8 0 0
01.01.2021

PROF. DR. HALİS AYDEMİR: Dini satmak önemli bir kavram. Bugün için ürettiğimiz bir kavram da değil. Cenabı Hak Kuran’ı Kerim’de kullanıyor. Kişinin kendisini Allah azze ve celle yolunda veya şeytanın yolunda satması gibi başka kullanımları da var. Satmak kavramı tıpkı bizim kullandığımız gibi; arkadaşı, sadakati, birlikteliği, dostluğu satmak gibi, değiş tokuş etmek anlamında kullanılıyor.

Cenâb-ı Hak ile ahitleşip, sana saygılı bir hayat yaşayacağım diye yola çıktığımız andan itibaren önümüze kavşaklar çıkıyor. Bu kavşaklarda bizi istikametten ayrılmaya davet eden her tabela aslında bir satış tabelasıdır. Yoldan çıkarsak Cenâb-ı Hakk’ın ahdinden ayrılmış olacağız. Akabe’de Hazreti Peygamber’e ilk biat gerçekleşince bir sahabi demişti ki: “Ne kendi tarafımızdan ayrılırız ne de sen bize bu sunduğundan ayrılma.” Yani, biz bu ahdi çok benimsedik, içselleştirdik, yüreğimize indirdik, sevdik; o yüzden bu uğurda kalan ömrümüzü harcayacağız. İnsanlardan öyleleri var ki kendisini Allah azze ve celle rızası uğrunda satar. Malı var satar, canı var satar. Bu da bir satıştır; kul kendisini satar. Bu kötü bir şey değildir, çünkü alıcısı çok değerlidir. Alıcı kulun Mevla’sıdır. O da zaten bunu böyle ifade etmiştir: “Allah müminlerden mallarını da canlarını, Cennet onların olmak üzere satın aldı.” (Tevbe, 111)

Demek ki illa bir alışveriş olacak. Elimize emaneten bazı imkânlar verilmiş ve bu imkânlar ile neye talip olduğumuzu burada ortaya koyacağız. Elimizdeki bu imkânları ziyan edersek o zaman neticenin ne olacağını Cenâb-ı Hak şöyle ifade ediyor: “Onlar hidayetten vazgeçip dalalete satın aldılar ama onların bu ticareti kârlı olmadı.” (Bakara, 16) Bir alışverişin içerisine gireceğiz ama istiyoruz ki kârlı bir alışverişin içerisine girelim. Hatta bu “ticareten len tebur” olsun; öyle bir ticaret ki hiç zarar etmesin, sonu gelmesin. Böyle bir ticareti hepimiz kovalıyoruz. Bazılarımız doğru yerde kovalıyor, bazılarımız olunmayacak yerde kovalıyor.

AYETLERDEN SIYRILMAK

Karun’un hayatı bu minvalde bir satış örneğidir. O, Hazreti Musa’nın kavmindendi. Allah azze ve celle: “ona ayetlerimizi verdik, ama o onlardan sıyrılmıştı” diye Karun’u örnek veriyor. O, sonsuz bir beklentiyle yeryüzüne yöneldi. Bu, sonsuz olmayan bir yerde sonsuzluk aramak macerasıdır. Allah’ın ahdini az bir paha karşılığında satmaktır. Ayette geçen sıyrılmak ifadesi önemli. Ben bunu izah ederken Hz. Peygamber’den “yaparak öğretme” dediğimiz bir örnek veririm. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir gencin yanından geçerken baktı ki genç koyunun derisini elinde bıçakla yüzmeye uğraşıyor. “Çekil bakayım” dedi, deriyi kaptığı gibi elini yumruk yaptı, karın ile deri arasına soktu ve rahatça ayırdı. Allah azze ve celle’nin ayetleri kişinin varlığıyla birebir örtüşür, onu derinin vücudu sardığı gibi sarar. Bir insanın ayetlerden çıkabilmesi için Karun gibi kendi öz derisinden sıyrılırcasına çaba göstermesi lazım. Çünkü ayetler kişinin hem derisiyle etkileşir hem de kalbine kadar uzanır ve tesir eder. Bu, tıpkı anahtarın yuvasını bulması gibidir.

Bir kimse kendisiyle böyle bütünleşmiş, içine kadar işlemiş olan Allah’ın ayetlerinden kurtulmak isterse adeta derisinden sıyırılacak gibi zorlanması gerekir. O yüzden insan kendi başıma bir hayat yaşayayım dediği zaman bunu kolay yapamaz, çünkü Rahman ve Rahim olan Cenâb-ı Hak, kulundan öyle kolay vazgeçmez. Sanılır ki küfür yolu kolay, iman yolu zordur. Hayır, küfür yolu daha zordur, çünkü Cenâb-ı Hak küfür yolunda kulun önüne dönsün diye engeller çıkarır. Kişinin, bu engelleri tek tek, zorlaya zorlaya aşıp inatla gitmesi gerekir. Hâlbuki iman yolunda Allah kudsi hadisteki ifadesiyle, kendisine bir karış yaklaşana bir arşın yaklaşır. Kendi başıma buyruk bir hayat yaşayacağım, bundan sonra hayatımın kurallarını kendim koyacağım demek, zor bir yolculuktur.

HAYIRLA DA SINANIRIZ ŞERLE DE…

Şimdi tercih önümüzde, aradığımız şey sonsuzluk, ölüp yok olmak istemiyoruz. Yemek, içmek vd. lezzetleri tattık, çok beğendik. Cenabı Hakk’ın yarattığı güzellikler de çok muhteşem. İstiyoruz ki bunlar kalıcı güzelliklere dönüşsün, rengârenk çeşitlenerek devam etsin. Kâfirler de bunu istiyor, bizler de bunu istiyoruz. Allah bize bunu zaten vadetti: “Ey insanlar! Allah’ın vaadi gerçekten haktır. Dünya hayatı sizi kandırmasın.” (Fatır, 5). Demek ki akıl edersek bu aradığımızın burada olmadığını bileceğiz. Sizin yanınızdaki tükeniyor diyor. “Burada bir şey yok, eh belki orada bir şey çıkar…” İman böyle bir şey değil. Bu bir zar atmak değil, ispatlanmış bir çağrıya uymaktır. Göklerin ve yerin yaratıcısı kudretini kanıtlamış. Dolayısıyla gençlikten yaşlılığa kadar her zaman satın alma tercihiyle karşı karşıyayız.

Ayette: “Allah müminleri, pisi temizden ayırmadan bulunduğunuz hal üzere bırakacak değildir.” (Ali İmran, 179) buyurulur. Demek ki şartları değiştirecek. Sözgelimi ben, eğer daha fazla elime maddi imkân geçecek olsa Allah’a olan vaadimi sonlandırıp satacaksam, Allah beni onunla buluşturacak. Çünkü Cenâb-ı Hak gaybı bildiği için bizim teslimiyetimizdeki boşlukları da biliyor. Bunlar kalpteki hastalıklar gibidir. O zaman şartlarımızı da ona uygun değiştiriyor. Eğer mala meylim varsa, beni malla buluşturur ki ahdime sadakatim belli olsun. “Kalplerinde hastalık bulunanlar, içlerindekini Allah’ın açığa çıkarmayacağını mı sandılar?” (Muhammed, 29) Her ne ki elime geçtiği takdirde Haktan vazgeçebilirim, Hakka olan sözümden ödün verebilirim, işte o önüme çıkacak. Allah azze ve celle her şeyimizi görüyor, biliyor. Dolayısıyla önden teslimiyet ile kişi kendisindeki boşlukları gidermesi gerekir. İyi şeylerin sınavı olduğu gibi bunun bir de acı örnekleri var. Şer gelince satmak da söz konusu olabilir. “Biz sizi, şerle de sınarız, hayırla da sınarız.” (Enbiya, 35) Bunların hepsi fitne, kalıcı şeyler değil. Allah benim evladımı alırsa, ben asi olurum diyen de olabilir. Namaz kılıyorum, oruç tutuyorum, niye benim evladımı aldı ki diye isyan edebilir. Böyle demese bile içinden böyle geçiriyorsa orada bir sıkıntı var. Alamazsın der gibi… Hâlbuki ne diyecek? Ya Rabbi nasıl verdiysen öyle de alabilirsin. Benim canımı bile alabilirsin, ben sana alamazsın diyemem. Ama ben çaresiz kulun, sana şimdiden yalvarıyorum, bana acı gün, bana evlat acısı gösterme.

KORKU BİZİ DİRİ TUTAR

Cenâb-ı Hak içten de dıştan da bizim her şeyimizi kaydediyor. “Biz ne yaparsanız onun bir nüshasını alıyorduk.” (Casiye, 29) Hem ellerinizle yaptıklarınız, hem de kalbinizle yaptıklarınız... Biz eğer “malımı alma, evladımı alma, makamımı alma, eğer alırsan ben de sana olan ahdimden vazgeçerim” dersek, o zaman teslimiyetimizde sıkıntı var demektir. Çünkü teslimiyet, Hz. İbrahim gibi: “Rabbi ona teslim ol deyince ben Âlemlerin Rabbine teslim oldum” (Bakara, 131) demektir. İmtihan, Cenâb-ı Hakkın sünnetidir. Bu İbrahim’dir, onu sınamayalım demedi. “Vaktiyle Rabbi İbrâhimi bazı sözlerle sınadı.” (Bakara, 124) Ama ne güzel bir İbrahim’di ki o, Cenabı Hak karnesini de o ayette zikrediyor: “İbrahim onları tastamam yerine getirdi.” Bizi de Rabbimiz, bu ayeti okuduğumuzda o hale gıpta etmemiz hürmetine bağışlamasını diliyorum. Yoksa biz de hazırız bu imtihanlara diyecek cesaretimiz yok. Zaten........

© Altınoluk


Get it on Google Play