Akkuyu Nükleer Santrali'nin yüzde yüzü 2125 yılına kadar Rusya'ya ait olacak |
IMF UZMANLARININ HAZIRLADIĞI VE TURGUT ÖZAL'IN UYGULADIĞI EKONOMİK PROGRAMI TÜRKİYE'DEKİ TARIM VE HAYVANCILIK SEKTÖRLERİNİ ÖLDÜRMÜŞTÜ...
BU PROGRAM TÜRKİYE'DEKİ TURİZM VE İNŞAAT SEKTÖRLERİNİ CANLANDIRMIŞTI!
1977 genel seçimlerinde İzmir'den Necmettin Erbakan liderliğindeki Millî Selamet Partisi adayı olarak seçime girdi ancak başarılı olamadı. Turgut Özal, 1979'da, Adalet Partisi lideri Başbakan Süleyman Demirel'in azınlık hükûmetinde başbakanlık müsteşarı olarak göreve başladı ve 12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar bu görevde bulundu. Turgut Özal, Müsteşar olarak, Türkiye'ye neoliberal politikaları getiren '24 Ocak kararları' olarak bilinen ekonomik değişim ve düzeltme sürecinde önemli bir rol oynadı.
7 Eylül 1946 öncesinde 1 Amerikan Doları 1,80 Türk Lirasıydı...7 Eylül 1946 devalüasyonuyla birlikte 1 Amerikan Doları 2,80 Türk Lirası olmuştu...
24 Ocak 1980 Kararları aslında International Monetary Fund, IMF uzmanları tarafından ABD'nde hazırlamıştı; Turgut Özal'a bu kararları uygulamak düştü...
Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT)” kavramı ülkeden ülkeye değişmekle birlikte, genel olarak kamusal kaynakları kullanmak suretiyle ekonomik alanda faaliyet gösteren “Devlet Kuruluşları”nı ifade etmek üzere kullanılmaktadır.
24 OCAK 1980 EKONOMİK PROGRAMI, GÖREV ZARARI VEREN, DEVLETİN ARALIKSIZ OLARAK, SÜREKLİ OLARAK VATANDAŞTAN TOPLADIĞI VERGİLERİ AŞILAYARAK YAŞATTIĞI TÜM DEVLET KURUMLARININ ÖLDÜRÜLMESİNİ DE AMAÇLIYORDU!
24 Ocak 1980 Kararları'na göre Türk Lirası % 48,62 oranında değer kaybetti...1 Amerikan Doları 70 Türk Lirası oldu...
Turgut Özal 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra 1977-1980 yılları arasında Deniz kuvvetleri Komutanı olarak görev yapan emekli Oramiral Bülend Ulusu tarafından kurulan hükûmette ekonomiden sorumlu başbakan yardımcılığı görevini üstlenerek ekonomik reformları uygulamaya devam etti...
Turgut Özal'ın uyguladığı "EKONOMİK PROGRAM"la birlikte Türkiye kendi halkını kendi tarım ve hayvancılık ürünleriyle besleyebilen 7 ülkeden biri olma ünvanını kaybetti...
Tarım ve hayvancılık sektörleri öldürüldü ve onların yerine turizm ve inşaat sektörleri teşvik edildi...
Bereketli, verimli tarım arazilerinde oteller ve konutlar yükseldi...
Müteahhitler süper zengin oldu...
Çiftçi, tarım ve hayvancılık sektörlerinden elde ettiği gelirle hayatını sürdüren herkes feda edildi, adeta feci şekilde cezalandırıldı...
Koç Holding'in çiftliği Harranova da bile besicilikten çekilme kararı alındı...
Koç Grubu'nun Harranova Besi İşletmesi de mevcut hayvanlarını sattıktan sonra sektörden çekilmeye karar verdi.Yıllık 13 bin 250 büyükbaş kapasiteli Harranova işletmesinde 2011'de 8 bin baş hayvan besideydi. Bu hayvanlar besi süresini tamamlayıp kesildikten sonra yerine yeni hayvan alınmayacak...
"Besicilik bitti" diyen Harranova AŞ Besi İşletmesi Yönetim Kurulu Murahhas Üyesi Güçlü Toker, konuya ilişkin olarak ALİ EKBER YILDIRIM'a (DÜNYA GAZETESİ) şu bilgileri vermişti:
"Banvit gibi biz de çiftliğimize yeni besi hayvanı almıyoruz, alamıyoruz.Çünkü, bugünkü ithalat politikasıyla besi hayvanı almak demek yüzde 30-50 zarar etmek demek. Piyasada ithal karkas etin kilosu 10-12 liradan satılırken bizim besicilik yapmamız olanaksız. İthal edilen besi hayvanının canlı olarak kilosu 7.5-8 liradan alınsa bile besi sonrası 10-11 liraya mal edilemiyor. En az 13-14 liraya geliyor. İthal karkas etin kilosu 10- 12 liradan satıldığına göre besicilikten para kazanmak mümkün mü? İster yerli besi hayvanı alın, isterse ithal alın, maliyetiniz karkas etin üstünde kalıyor. Bir de risk alarak bu hayvanları besliyorsunuz. Besi yapanlar piyasa koşullarına göre yüzde 30 ile yüzde 50 oranında zarar ediyor. Hiç kimse zararına bu işi yapmaz. Bu nedenle uygulanan ithalat politikası ile besicilik bitti."
Besiciliğin yapılamaz hale geldiği bir dönemde sıfır faizli kredi vermenin de anlamı olmadığını vurgulayan Toker, önlem alınmazsa krediyle yatırım yapanların büyük zarara uğrayacağını söyledi. Hayvancılığa verilen sıfır faizli kredinin 3 milyar liraya ulaştığını hatırlatan Güçlü Toker, "Bu şartlarda kredi vererekyatırım yaptırmak ne kadar mantıklı? Yatırım maliyetini bir yana bırakalım. Yeni yatırım yapanlar para verip hayvan alacak.Aldığı hayvanı besleyecek ve piyasada satacak. Bundan zarar ederse geri ödemesini nasıl yapacak? Yeni hayvan nasıl alacak? Hesap ortada. Piyasada 10 liradan et satılırken besicilik yaparak para kazanmak mümkün değil. Kredi alanları uyarmak gerekir. Bu işten para kazanmanız mümkün değil. Bizim gibi büyük işletmeler sürdüremezken küçük işletmelerin besicilik yapması mümkün değil" diye konuştu.
"Sütçüler de olumsuz etkilenecek"
Besicilikte yaşanan sıkıntıların süt, tavuk ve yem sektörünü de doğrudan etkileyeceğini anlatan Güçlü Toker, "Süt hayvancılığı yapanların gelirinin ortalama yüzde 15'i buzağı satışından geliyor. Besiciler bu işi bırakırsa buzağı fiyatı düşer ve sütçülerin gelirinde ciddi azalma olur. Yem tüketimi azalacağı için yem sektörü etkilenir. Tavukçuluk sektörü de olumsuz etkilenir. Yerli üretimi bir yana bırakarak 10 liradan ithal et satarsanız tavuk etinin de fiyatı düşer ve sektör olumsuz etkilenir" görüşünü dile getirdi.
Yakın zamanda Türkiye'nin ISO 22000 Gıda Güvenliği Yönetim Sistem Belgesi'ni alan ilk çiftlik olan Efeler Çiftliği'nin yöneticisi Söktaş Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hilmi Kayhan, besi işletmelerinin havlu atması ile buzağı satış fiyatının düşeceğini belirterek 2011'de DÜNYA'ya şu bilgileri vermişti:
"Dünyada gıda ve yem fiyatlarında bir artış trendi var. Hammadde fiyatı artarken bir yandan da içerdeki koruma devam ediyor. Bu nedenle hammaddeyi iki misli fiyata alıyoruz. Yonca bulamıyoruz, soya üretimi yetersiz. Soya, mısır, arpa gibi temel hammaddeleri pahalıya alırken çiğ süt fiyatında bir artış yok. Buzağı satışından da kayıplarımız olursa, ki bu şartlarda öyle olacağı görünüyor, süt sektörü de bu gelişmelerden olumsuz etkilenecektir. Ben 2011'i bu anlamda hiç iyi görmüyorum. Zor günler bizi bekliyor."
İzmir Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Üyesi ve Etçiler AŞ Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bülent Arman, piyasadaki gelişmeleri önceden görerek 1.5 seneden beri besi hayvanı almadıklarını belirtti. Arman, "Bugünkü şartlarda işletmesine besi hayvanı alanlara madalya takmak lazım. Herkes ithal et kullanıyor. Bugün hayvan kesen yer bulunamıyor. Şubatta besi hayvanları kesime gelecek ama kimse almak ve kesmek istemiyor. Böyle bir durum hiç yaşanmamıştı.Elinde az da olsa besi hayvanı olanlar zararına da olsa kesecek. Çünkü kesime gelmiş bir hayvanı elde tutmak zarar. Yerine yenisi konulamayacak. Asıl tehlike budur. Bu nedenle biz İzmir Ticaret Borsası olarak önerdik. Ette gümrük vergisi artırılarak yerli üretimin sürdürülebilir kılınması gerekiyor. Yerli et ile ithal et arasında 4-5 lira fark olursa besicilik yapılamaz" diye konuştu.
Hayvancılık sektörü, uygulanan ithalat politikasının besiciliği yapılamaz hale getirdiğini, besicilik yerine karkas et ithalatının daha cazip olduğunu, bu nedenle üreticinin rekabet edebilmesi ve besiciliğin yaşaması için karkas et ithalatında yüzde 30 olan gümrük vergisinin en az yüzde 60 seviyesine çıkarılmasını talep ediyordu...
(2011'de) Besi işletmeleri bir bir kapanırken, Et ve Balık Kurumu (EBK) 10 bin baş besi hayvanı ithal etti. İthal edilen hayvanlar daha önce kayıt yaptıran yatırımcılara en az 50 baş almak şartı ile satılıyor.
Daha önce de 5 bin baş besi hayvanı ithal eden EBK'nın besi hayvanı ithalatı 15 bin başa ulaştı. Gelişmeleri DÜNYA'ya değerlendiren EBK Genel Müdürü Bekir Ulubaş, 5 bin baş besi hayvanının Mersin'e ve 5 bin baş hayvanın da Derince Limanı‘na getirdiklerini belirterek ithal besi hayvanlarını üreticilere kilosu 8 liradan satışına başladıklarını söyledi. Et işleyerek satış yapanlar için besiciliğin cazip olmaktan çıktığını kabul eden Bekir Ulubaş, "Et işleyerek satanlar için elbette ithal et almak daha karlı. Fakat besicilik yapılamaz değil. Biz ithal ettiğimiz 250 kiloluk danayı canlı olarak kilosunu 8 liradan satıyoruz. Bu, iki yıl önceki fiyatla aynı. Özel sektör besi danasını 8-8.5 liradan veriyor. Bugün 10 aylık besi sığırını 8 liradan alan birisi için eğer karkas eti 14 liraya satabiliyorsa bu sürdürülebilir bir fiyattır. Çünkü, 8 liraya aldığı besi sığırını 11 liraya mal edebilir.
Karkas ağırlığı ortalama 350 kiloya taşırsa bu işten para kazanır. EBK'da ortalama karkas ağırlık 287 kilodur. Ama biz 150 kilo ağırlığında dişi hayvanda alıyoruz, 350 kilo erkek dana da alıyoruz. Bu nedenle ortalama düşüyor. Besici, ortalama karkas ağırlıkta 350-400 kiloya ulaşır. Biz 350 kilo kabul edersek, kilosunu 11 liraya mal ettiği hayvanı kilosu 13 liradan satsa 700 lira kazanır, 14 liradan satsa 1 milyar kazanır. Hayvan başına ortalama 800 lira kazansa 20 hayvanı olan bir besici 16 bin lira kazanır. İkinci besiyi yapsa bir yılda 32 bin lira eder. Bugün bir mühendis ayda 2 bin lira alır yılda 24 bin lira eder. Besicilik daha karlı. Yalnız tekrarlıyorum, besi materyalini 7.5-8 liradan alması lazım. Daha yüksek alırsa yapamaz."
Harranova 2000 yılında faaliyete geçmişti
Harranova, Türkiye'de 10 bin başın üzerinde kurulan ilk büyük işletme. Koç Holding AŞ ve Ata İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ IPC kuruluşu tarafından 1998 yılında projelendirilen Harranova işletmesi, Türkiye'nin en büyük hayvancılık işletmesi olarak Şanlıurfa'da 2000 yılında faaliyete geçti. Daha sonra Sancak Grubu'nun da ortak olması ile işletme Koç-Ata-Sancak olarak faaliyetini sürdürdü. 2006 yılında Ata ve Sancak grupları hisselerin tamamını Koç Topluluğu'na devrettikten sonra şirket unvanı "Harranova Besi ve Tarım Ürünleri AŞ" olarak değiştirildi.
Harranova AŞ Besi İşletmesi'nin 13 bin 250 büyükbaş hayvan kapasiteli. İşletmede besiye alınan hayvan ırkları ağırlıklı olarak Holstein, Montofon, Simmental ve bu ırkların melezleridir. Ortalama 280 gün besi süresi uygulanıyor. Besi süresi tamamlanan hayvanlar, işletme bünyesinde bulunan kesimhanede kesiliyor. Harranova AŞ Besi İşletmesi içinde yer alan Et Üretim Tesisi, 4 bin metrekare kapalı alanda faaliyet gösteriyor. Tesis saatte 40 adet büyükbaş kesim kapasitesine sahip. Harranova çiftliğinde halen (2011'de) beside 8 bin büyükbaş hayvan var.
2013'te Karacabey Ziraat Odası Meclis Başkanı Nuri Karaca, Türkiye'nin en büyük, dünyanın ise sayılı büyüklerinden Koç Holding, 2000 yılında Şanlıurfa'da kurduğu Harranova çiftliğini kapatmaya hazırlanması dolayısıyla yaptığı açıklamada, "Harranova çiftliği Türk tarım ve hayvancılığında son yıllarda yaşanan güçlüklere daha fazla dayanamadı. Herkes aklını başına toplamalıdır, bu böyle devam edemez. Bu sektörde çalışan insanların mesleği terk etmesi, Koç Holding'in çekilmesine benzemez." ifadesini kullandı.
Nuri Karaca 2013 açıklamasında şunları söyledi:
"Koç Holding 2000 yılında Koç-Ata adı altında önce besi çiftliğini faaliyete geçirdi. Daha sonra 2006 yılında Tat konserve ile salçalık domates üretimine başladı ve bu üretimi 12-13 bin dekarlık bir alana yaydı. Koç Holding dünyanın en yüksek girdi fiyatlarına (ürün maliyeti) ve en düşük ürün fiyatlarına ancak 12 yıl dayanabildi ve sektörden çıkma kararı aldı. Koç Holding, Kamuoyunu Aydınlatma Platformuna (KAP) 14 Ekim'de yaptığı duyuru ile tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin karlılık durumunun beklentilere cevap vermediği gerekçesi ile durdurma kararını bildirdi. Daha önce durum medya ve yetkililerin dikkatini çekmemişti. Oysa son 10 yılda 2.2 milyon çiftçi, çiftini, çubuğunu satarak köyünü terk etmektedir. Türk tarım ve hayvancılığının bu duruma düşmesinin en önemli nedeni ürün ithalatıdır. Türkiye son yıllarda ne bulursa ithal etmiş, gümrük vergileri ile kendi çiftçisini hiç koruyamamıştır. Türkiye günümüzde daha önceki yıllarda önemli ihraç ürünleri olan mercimek, fasulye, pirinç, buğday, susam, ceviz, pamuk gibi ürünleri ithal etmektedir. Son yıllarda üretim patlaması yapan ve 2013'de rekoltesi 5.5 milyon tona ulaşan (Türkiye'nin yıllık ihtiyacı 4.5 milyon ton) mısırı bile ithal etmekte olup, bu da Türk çiftçisinin mısırını, girdi fiyatları büyük bir artış göstermesine rağmen (Mazot 4.5 TL) geçen yıldan daha düşük bir fiyata satmasına yol açmıştır. Herkes aklını başına toplamalıdır, bu böyle devam edemez. Bu sektörde çalışan insanların mesleği terk etmesi, Koç Holding'in çekilmesine benzemez. Çiftçiler bu ülkenin çimentosudur. Vatansever, özverili, çalışkan insanlardır. Böyle bir durum ülkede çok büyük bir sosyal çalkantı yaratır ki hiçbir açılım, saçılım bu sosyal kaosu gideremez. En kısa zamanda tarım ve hayvancılığa verilen destekler artırılmalı, bu destekler büyük ve orta ölçekli işletmelerden daha küçük işletmelere yayılmalı, bu suretle bu insanların sektörü terk etmemeleri sağlanmalıdır. Bu insanlar bir giderse dönmezler. İşletme büyüklükleri çıkacak olan veraset kanununa dayalı olarak 10-15 yıl içerisinde rasyonel seviyelere getirilebilir. Tarım ürünlerinin ithalatı derhal zapt-ı rapta alınmalı, sektör düzelenine kadar vergi ve fonlar yüksek tutulmalıdır. Koç Holding'in en fazla 10 yıl dayanabildiği bu stratejik sektörde biz dededen kalma gerçek çiftçiler sonsuza kadar dayanırız. Yalnız borçsuz, çoluk çocuğumuzu doyurabilecek bir standart istiyoruz."
KUMARHANE TURİZMİ TÜRKİYE'NİN EN ÖNEMLİ DÖVİZ KAYNAĞIYDI
Kumarhaneleri yasaklayan bir yasa (kısmen kara para aklama suçlamaları nedeniyle) beklenmedik bir şekilde açıklandı ve Aralık 1996'da onaylandı...Aleyhte açılan dava kaybedilince 11 Şubat 1998'de yürürlüğe girdi...
Bir zamanlar Türkiye'ye sadece kumar oynamaya gelen Arap ve Yahudi turistler vardı ve bunlar ülkemize yüklü miktarda döviz kazandırıyordu...
Türkiye'nin turizm geliri, 2024'te bir önceki yıla göre yüzde 8,3 artışla 61 milyar 103 milyon 419 bin dolar çıkarak, rekor seviyeye ulaştı.Türkiye'nin turizm geliri, 2025'te bir önceki yıla göre yüzde 6,8 artışla 65 milyar 230 milyon 749 bin dolara yükseldi...
HALK OLARAK, ARTIK DAHA AZ KIRMIZI ET , DAHA ÇOK MAKARNA YİYORUZ
2020 sonrası Corona salgını ve yüksek enflasyonun fren tutmaması sayesinde kişi başı et tüketimi azalırken makarna tüketimi arttı...
Şevval Aydoğan'ın Cumhuriyet Gazetesi'ndeki haberi:
Yurttaşın sofrasındaki et azalırken üretici artan maliyetler nedeniyle zorda..
Tarım ve hayvancılıkta sorunlar derinleşirken krizin faturasını üretici maliyet artışıyla tüketici ise sofrasından gün geçtikçe azalan ete ulaşamayarak ödüyor.
ABD, İspanya, İngiltere gibi ülkelerde 30 kilogramın üzerinde kişi başı et tüketimi Türkiye’de hızla azalıyor.
2019’da ortalama 12 kilogram olan et tüketimi, 2020’den itibaren 10 kilogramın altına gerilemiş durumda.
Kırmızı Et Sanayicileri ve Üreticileri Birliği’ne (ETBİR) göre 4 kişilik bir aile 2019’da 48 kilogram et tüketirken bu rakam 2020’de 28 kilograma düştü.
Enflasyondaki artış, kurların yükselmesiyle üç yıldır alım gücündeki gerileme nedeniyle tüketimin daha da düşeceği belirtiliyor.
Türkiye Kasaplar Besiciler Et ve Et Ürünleri Federasyon Başkanı Osman Yardımcı, et fiyatlarında bir süredir büyük artış olmadığını ancak alım gücündeki gerilemenin sürdüğünü belirtti.
Yardımcı, “Et şu anda üreticiye göre ucuz ama vatandaşa göre alım gücü düşük olduğu için pahalı. Vatandaş bu nedenle dert yanıyor” dedi.
Piyasanın durgun olduğunu, önceki yıllarda 200 kilo satan kasabın artık 100 kilo sattığını söyleyen Yardımcı, “30 yıldan beri ilk defa bu kurban bayramından sonra et fiyatları düştü.
Fiyat düştü ama alım gücü yok. Vatandaş son zamanlarda marketlerdeki tağşiş ürünler nedeniyle kasaplara yöneldi. Herkes bütçesine göre alıyor. Daha önce 1 kilo alan şu anda yarım kilo alıyor” diye konuştu.
CHP Niğde Milletvekili ve Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, sektördeki sorunu üretici ve tüketicilerle konuştu.
Gürer, “Ülkemizde et sorunu var. Hayvancılık yapanlar bu işten para kazanmadığını söylüyorlar. Vatandaş kasaba gitti mi et alamıyor. Emekliler, asgari ücretliler ve dar gelirliler et, süt, et ve sütten mamul ürünlere erişmekte zorlanıyor. Ekonomik krizin en çok etkilediği kesim sabit ve dar gelirliler oldu. Bunun yanı sıra hayvancılık yapanlar da bu işten dertli.” diye konuştu.
Küçük Hayvan yetiştiricisi Çağlar Bayazıt, “Maliyetler yüksek olduğu için kimse bu işi sürdüremiyor. İcraya düşüp evi satılan da oldu, hayvanı ya da aracı satılan da. Artık bu işten tamamen vazgeçenler çok” dedi.
Hayvan yetiştiricilerinin talepleri ise şöyle:* Yem fiyatları düşürülsün* Üreticiye yeterli destek verilsin* Küçükbaş hayvancılık desteklensin*Kredi temini kolaylaştırılsın* Mera alanları korunsun
MERSİN AKKUYU NÜKLEER SANTRALİ'NDEN ELDE EDİLEN ELEKTİRİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLARININ FATURALARINA YANSIDIĞINDA HEP BİRLİKTE "YANDIM ALLAH!" DİYECEĞİZ!
CHP’li Yavuzyılmaz’dan çarpıcı açıklamalar: ‘‘AKP tarzı yap işlet devret modeli’ni tek tek anlattı...
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, "AKP tarzı yap işlet devret modeli’ projeleri çok dikkatle incelenmesi gereken projeler. Neden? Çünkü dünyada da yap-işlet-devret modeli uygulamaları var. Ama ben dikkat ederseniz AKP tarzı yap-işlet-devret modeli diyorum. Çünkü bu tarzın bir örneği yok, Türkiye dışında” ifadelerini kullandı ve ayrıntılarını aktardı.
CHP Kamu Denetimi ve Yolsuzluklarla Mücadeleden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz, 33’üncü Adalet ve Demokrasi haftası kapsamında CHP Keçiören İlçe Başkanlığı ve Sosyal Demokrasi Derneği'nin düzenlediği Suskunluğun Bedeli Yoksulluk ve Yolsuzluk başlıklı panele katıldı. Gazeteci-yazar Uğur Mumcu anısına düzenlenen panelinin moderatörlüğünü Profesör Doktor Ahmet Yıldız yaparken, gazeteci Deniz Zeyrek de panele konuşmacı olarak katıldı.
Uğur Mumcu'nun yazıları ve kitaplarıyla yolsuzlukları açığa çıkarttığını, kendisinin de Mumcu'yu örnek aldığını söyleyen Yavuzyılmaz, Türkiye-Rusya ortaklığı ile yapılan Mersin Akkuyu Nükleer Santrali'ne dair yeni bilgiler paylaştı. Santralin yapımı nedeniyle kamunun zarara uğratıldığına dair belgeleri paylaşan Yavuzyılmaz, bu belgeleri de gazeteci Deniz Zeyrek'e verdi.
Yavuzyılmaz'ın konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:
"Bildiğiniz gibi Türkiye'de Mersin'de, Akkuyu'da bir nükleer santral yapılıyor. 60 yıl işletme süresi var. 20 yıl bakın onların rehabilitasyonunu uzatma süresi var, 20 yıl da söküm süresi. Yani toplam ömrü 100 yıl. Yani bugün faaliyete geçse faaliyetine son verip sökülüp ortadan kaldırılacağı yıl 2125. 2125 yılına kadar Türkiye'de 9 ada büyüklüğünde bir vatan toprağını Rusya'ya tahsis ettiği gerçeği ile karşı karşıyayız. Tahsis eden kim? AKP. Bu konuyla ilgili uluslararası bir anlaşma imzaladı. AKP hükümeti güç santrali işinde hiçbir zaman şeffaf davranmadı, ne alınacak, kaça alınacak, kaça satılacak? Rusya ne kadar kar edecek? Türkiye'de vatandaşların cebinden ne çıkacak? Bunların hiçbirini açıkça belirtmedi, kamuoyunda paylaşmıyor. O nedenle bu gerçekleri paylaşma görevi de bizim aslında kamuoyuna açık olmayan ama bir şekliyle de tedarik ettiğimiz belgelerle birlikte mümkün olacak. Ve şu anda size açıklayacağım konuda Cumhuriyet tarihinin en büyük peşkeşidir.
Bugüne kadar duyduğumuz en büyük rakam neydi? Kayıp 128 milyar dolardı değil mi? Seçim sürecinde konuşuluyordu. Hatta bez brandalara afişler asmıştık ‘128 milyar dolar neredeydi değil mi?’ Şimdi düşünün. Şu anda daha da büyüğünü konuşacağız. AKP Akkuyu Güç Santrali'nin yapımı ve işletmesi işinde Rusya'ya sağladığı dehşet verici ve teknik kavram adıyla söylüyorum tiksindirici karını belgeledik. Rusya'nın işletme süresi boyunca Akkuyu Güç Santrali'nden elde edeceği kar 207 milyar dolar. Kar bu. İşletme süresince elde edecek kar. Şimdi bir de bu santralin yapım maliyeti var. O da toplam 24 milyar dolar. Ayrıca Rusya'ya ait devlet şirketleri var. Onların da koydukları öz sermaye tutarı var. O da 3 milyar 100 milyon dolar. Bunlar ana para faizi yani 27 milyar dolarla yapı ve öz sermaye için koydukları para var. 207 milyar dolardan 27 milyar dolar çıkınca 180 milyar dolar kılçıksız net kar. Güncel kurla ne kadar? 7 trilyon 777 milyar lira. Evet böyle bir kar. 2088 yılına kadar her yıl Türkiye, Rusya'ya net kar olarak 3 milyar dolar para ödeyecek. Yani her yıl Türkiye vatandaşlarından topladığı vergilerle veya onun elektrik faturalarına gelecek ilave zamla birlikte Rusya'ya 2 adet her yıl Osmangazi Köprüsü yapıp hediye edecek. Ve neticede bu her yıl ödenecek 3 milyar dolarla 180 milyar dolarlık bir net kar seviyesine ulaşana kadar bu tutarları ilave vergi olarak elektrik faturalarına zam olarak kim ödeyecek? 5 nesil ödeyecek.
Akkuyu'da sadece bu kar Rusya'ya sunulmuyor. Diğer yandan da teşvik kapsamında da indirimler yapılıyor. Bunların da belgelerine ulaştık. AKP'nin Rusya'ya verdiği yatırım teşviki kapsamında Rusya'ya yaptığı indirim tutarı ne kadar? 9 milyar 819 milyon dolar. Şimdi anladık mı? Neden emekliye para yok? Neden işçiye yok? Neden memura yok? Neden çiftçiye yok? Neden gençlerin iş yok? Ve o gençler gelecek kaygısıyla baş başa burada bakın ifade ediyor. Diyor ki Rusya harcadığı paranın yüzde 50’sinin her yıl ödeyeceği vergiden yüzde 90 kesilmek suretiyle diyor indirime tabi ediyor. Peki yaptığı harcamanın yarısını biz vergi indirimiyle birlikte finanse edeceksek bu nükleer güç santralinin yarısının da Türkiye'ye ait olması icap etmez mi? Eder. Peki Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin yüzde kaçı Türkiye'ye ait? Yüzde 0’ı. Tüm yönetim kurulu üyeleri de yabancı ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin yüzde 100’ü Rusya Devleti'ne ait. Ve ne zamana kadar ait olması sürdürecek? Cevap: 2125 yılına.
Bu oyunu bozmak zorundayız. İktidara geldiğimiz anda da tüm bu konuların hepsi masaya yatırılarak bu belalardan ülkemizi ve gelecek neslini kurtarmak için elimizden geleni yapacağız. O nedenle Türkiye'deki fakirlik bir tesadüf değildir. Emeklilerin durumu bir tesadüf değildir. Aman kaynak yok. Emekliye verecek kaynağımız yok. İşçiye memura verecek kaynağımız yok. Yalan. Kaynak var. Kaynak burada. 8 trilyon liralı kaynağın nereye harcandığını şu anda sizinle belgesini birlikte paylaştım. O nedenle bizim emeklimizi, işçimizi, memurumuzu, çiftçimizi, gençlerimizi bu kaynaklarla buluşturma sorunumuz var. O sorunu yaratan AKP'nin kendisi ve ona eklenen Milliyetçi Hareket Partisi. Hazineye bağlanan noktaları keseceğiz. Ve bu süreci de vatandaşlarımızın refahını sağlayıp aynı anda da kalkınmasına imkan verecek bir formülle gerçekleştireceğiz.
Değerli dostlar AKP'nin ‘AKP tarzı yap işlet devret modeli’ projeleri çok dikkatle incelenmesi gereken projeler. Neden? Çünkü dünyada da yap-işlet-devret modeli uygulamaları var. Ama ben dikkat ederseniz AKP tarzı yap-işlet-devret modeli diyorum. Çünkü bu tarzın bir örneği yok, Türkiye dışında. Bir örnek vereceğim. Osmangazi Köprüsü. Yani nam-ı diğer yedi köprü parasına yapılan bir köprü. Altı köprü parası buharlaştırılmış vaziyette. Yani AKP'nin yap-işlet-devret modeli AKP tarzı yap-işlet-devret modeliyle yapılan Osmangazi Köprüsü'ndeki soygun mekanizmasının matematiğini çıkardım. Bu matematiğe göre Osmangazi Köprüsü'nün yapım bedeli sadece köprü kısmını konuşuyoruz. 1 milyar 480 milyon dolar. Bu yapım kısmı bir kenara koyalım. Peki faaliyeti açıldığı 2016 yılından 2025 yılı sonuna kadar hazine bu şirketin ne kadar garanti ödemesi yaptı? 5 milyar 15 milyon dolar. Peki 2026 yılından köprünün kamuya devredileceği 2035 yılının Kasım ayına kadar ne kadar daha hazine şirkete garanti ödemesi yapacak? 5 milyar 314 milyon dolar. Yani toplam 10 milyar 329 milyon dolar hazine şirkete bu köprüden araçlar geçse de geçmese de yapacağı toplam ödemiş olacağı tutar bu. Aradaki fark 8 milyar dolar. İşte bu fark tutarıyla 6 adet daha Osmangazi Köprüsü yapmak mümkün. Size Osmangazi Köprüsü’nün matematiğini kısaca söyleyeyim. Eğer hazinenin şirkete garanti ettiği günlük 40 bin adet araç geçişi tutturulursa hazine şirkete garanti ettiği araç başına geçiş ücretinin yüzde 60’ını ödüyor.
Yine de tutturamasa da yüzde 100’ünü ödüyor. Şimdi öyle enteresan ki şöyle bir örnek verelim. AKP ne diyor? ‘Efendim araç geçiş sayılarını biz tutturacağız.’ Hani önce şey diyordu. ‘Bir kuruş para cepten çıkmayacak.’ Sonra biz de dedik ya bir kuruş değil milyarlarca dolar çıkıyor. O da dedi ki ‘araç geçiş sayıları bir tutsun. O zaman çıkmayacak.’ Araç geçiş sayıları tutmuş bir köprü örneğidir Osmangazi Köprüsü. Bakın 2025 yılında garanti edilen araç geçiş sayısı 14 milyon 600 bin adet araç. Peki geçen araç ne kadar? Gerçekleşen araç geçiş sayısı 20 milyon 732 bin. Geçmiş değil mi? Sorun yok ki bir durumda. Ama gerçekliği değil. Hazinenin şirkete yaptığı garanti ödemesi tutarı 505 milyon dolar yine peki neden? Çünkü AKP yaptığı berbat sözleşmeyle veya ortaklıkla yaptığı kendisinin de böyle hep gizli hayalet ortak konumunda burada şirketlere yaptığı sözleşmeye göre sözleşme yılından itibaren araç başında hazine şirkete 35 doları artı kadehle garanti veriyor. Diyor ki senin bir araç başında bu tutarı ödeyeceğim, geçse de geçmez. Şimdi daha sonra sözleşmedeki bir maddeyle o da diyor ki her yıl ödetilen araç geçiş ücreti ücretine Amerika Birleşik Devletleri'ndeki tüketici fiyatlarındaki artış endeksi bir çarpan olarak eklenir. Türkiye'de zaten dolarla bir anlaşma yapmışsın. Köprü Türkiye'de. Geçen araç Türkiye'deki araç. Kullanan kişi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. Ama yapılan sözleşme dolar. Ve Türkiye'deki enflasyonun üzerine bir de Amerika'daki enflasyonu da koyuyor. Onu fatura ediyor ve bugün itibariyle 2026 yılında hazinenin şirkete garanti ettiği tutar ilk sözleşme yılındaki 35 dolar artı kaderi şu anda araç başına 56,5 dolara geldi. Ve bu nedenle de geçen araç şu anda 995 lira ödüyor. Ancak toplam hazinenin garanti ettiği tutar 2 bin 430 lira olduğu için her geçen araç için hazine bin 435 lira, eğer tutturulamazsa 2 bin 430 lirayı ödüyor. Dolayısıyla neresinden tutarsanız tutun tam bir rezillik, tam bir felaket ve arada 6 köprü parası uçup gidiyor. Diğer taraftan daha acısını yani acının üstüne daha bir acı da böyle koyalım. Sadece bu bizim benim ifade kısım hazinenin şirkete garanti ettiği ödemek üzere. Bir de geçen araçtan ödendiği paralar var. Onlar da şirketin kasasına ayrıca giriyor.
O paralar da konulduğunda Osmangazi Köprüsü'yle ilgili şirketlerin kasasına 15 ila 20 milyar dolar paranın girecek. O arada da ne olur? Bizim sadece esnafımız kullandığı o küçük kredi tutarını ödeyemediği için icra, belki hapse giriyor. Ve neticesinde ailesi yıkılıyor, umutsuzluk içine kapılıyor. Kimisi de çoluğuna, çocuğuna bir okul defteri alamadığı için belki canına kıyılıyor. Bu hayattan göçüp gidiyor. Yani bir yanda AKP'nin yarattığı bu sefalet düzeni diğer tarafta da zenginlik, lüks ve şatafat içinde yaşanan bir azınlık. O nedenle tüm vatandaşlarımızı uyarma görevimiz var. Biz bu konuları araştırıyoruz, tespit ediyoruz, belgeliyoruz. Yarına bırakacak şekilde de suç duyurularında da bulunuyoruz. Yani biz şöyle bir soru gelebilir. Ya bunları tespit ettik, ne oldu? Şu ana kadar bu konularla ilgili yaklaşık 50 suç duyurusu yaptım."