Harzemiyye Bakiyesinden Kurmanç Kimliğine! |
Bir Etnosun İnşası ve Emperyal Filolojinin İflâsı
Yüzyıl oryantalizmi, Orta Doğu’yu yalnız askerî ve siyasî müdahalelerle değil, dil ve tarih üzerinden kurulan kavramsal şemalarla da yeniden inşa etmiştir. Bu inşa sürecinin en kritik araçlarından biri, bölgenin tarihî olarak iç içe geçmiş halk katmanlarını yapay dil ailelerine ve donmuş ırk kategorilerine ayırmaktır. “Aryen” kavramı da bu çerçevede önce dilsel, sonra siyasî ve nihayet biyolojik bir muhtevaya büründürülmüş; böylece birçok halkın tarihî oluşumu, kendi iç dinamikleriyle değil, dışarıdan dayatılan filolojik kategorilerle açıklanmaya başlanmıştır.
Bugün Encyclopaedia Britannica ve Encyclopaedia Iranica gibi başvuru kaynakları Kürtçeyi Batı İranî diller içinde sınıflandırmakta, Kurmancîyi ise Kuzey Kürtçesi olarak tanımlamaktadır.[1][2] Ancak bu tasnif, bir sonucun adıdır; sürecin açıklaması değildir. Bu kaynaklar ne olduğunu söyler; fakat nasıl oluştuğunu açıklamaz.
Hâkim filolojik görüşün temel zaafı tam burada ortaya çıkar. Aynı Iranica metni, Kürtçenin Eski ve Orta İran dönemlerinden doğrudan izlenebilen açık bir dil hattına sahip olmadığını, eldeki metinlerin ise en fazla 16. yüzyıla kadar geri götürülebildiğini açıkça kabul etmektedir.[2] Cambridge History of the Kurds içindeki değerlendirmeler de Kurmancînin yazılı ve edebî dil olarak belirginleşmesini geç 16. yüzyıl bağlamına yerleştirmektedir.[3] Bu veriler tek başına şu sonucu ortaya koyar: ortada ezelden beri değişmeden gelen yekpare bir dil ve etnos sürekliliği yoktur. Buna rağmen modern filoloji, sonucu başlangıç gibi sunmakta; bugünkü sınıflandırmayı tarihî kökenin yerine ikame etmektedir.
Tam da bu noktada “Kurmanç” adının yeniden ele alınması gerekir. Kanaatimizce bu ad, kadim ve değişmez bir soyun etiketi değil; tarihsel bir kırılmanın ardından doğmuş yeni bir toplumsal terkibin adıdır. Bu kırılmanın merkezinde Harzemşahlar devrinin çöküşü yer almaktadır. Celâleddin Harzemşah, 1220-1231 arasında hüküm süren son Harzemşah olarak Moğol baskısı altında büyük bir askerî çözülmenin odağında yer almış, 1231’de ortadan kaldırılmasıyla birlikte yalnızca bir hükümdar değil, bir askerî düzen de fiilen dağılmıştır.[4] Çelladdin Harzemşah’ın Ahlat’ta Moğollara yenilmesi ve........