Dinlerin Ortak Tesli İyet Kavramık Kadere Mehmet Akif’in İtirazı.

Kader inancı, yalnızca İslam’a mahsus bir öğreti değildir. Yahudilikte ilâhî takdir, Hristiyanlıkta Tanrısal plan, İslam’da kader adıyla ifâde edilen bu düşünce; insanın mutlak kudret karşısında sınırlı bir varlık olduğunu kabul etmesini, yani kulun boyun eğişini esas alır. Bu yönüyle kader, dinlerin ortak teslimiyet kavramıdır.

Tarihsel sözlük anlamı, birisinin buyruğu altında bulanan, özgürlüğü kısıtlı kişi ve köle anlamlarını ifâde eder .Dini anlamı varlığını kabul ettiği mutlak iradeye kendisini teslim etmektir. Kul ,külli iradeye kendisini teslim eden insanı ifâde eder. Bu kişi özgür değildir. Varlığını Tanrı’nın iradesini temsil eden bir açık göze teslim etmiştir.

Kur’an’da kaderi ifade eden ayetler bu teslimiyet bilincini açık biçimde kurar:
“Allah dilediğini saptırır, dilediğini doğru yola iletir.” (İbrahim, 4)
“Hiçbir musibet yoktur ki Allah’ın izni olmadan gelsin.” (Teğabün, 11)
“Biz her şeyi bir ölçüye göre yarattık.” (Kamer, 49)

Bu ayetler lafzî olarak okunduğunda şu soru kaçınılmazdır: Eğer Allah dilediğini saptırıyor, dilediğini doğru yola iletiyorsa, kulun yapabileceği bir şey var mıdır? Bu durumda Kur’an’daki “çalışma”, “çaba” ve “sorumluluk” ayetleriyle bir çelişki ortaya çıkmıyor mu?

Mehmet Âkif Ersoy’un şiirini anlamak için tam da bu düğüm noktasını görmek gerekir. Çünkü Âkif, kader ayetlerini inkâr etmez; onlara dokunmaz. Fakat bu ayetlerin kaderci bir ideolojiye dönüştürülmesine ahlâkî bir itiraz........

© Akdeniz Gerçek