Keşkek yatağında dana antrikot |
Bir Ramazan-ı Şerif’in daha sonuna yaklaşıyoruz. On bir ayın sultanı Ramazan’da tutulan oruç; bedenî bir ibadet olduğu kadar toplumda dayanışma ruhunu geliştiren yoksul insanların çektiği sıkıntıları anlamamıza yardımcı olan şefkat ve merhamet duygularımızın coştuğu önemli bir ibadettir.
Hayatında açlık nedir bilmeyen varlıklı insanların, toplumsal dayanışmayı sağlamak ve yoksul insanların durumlarını daha iyi anlayabilmeleri için oruç ibadeti önem arz etmektedir.
Bu yüzden Yüce Rabbimiz ‘’İnsanın oruç dışındaki her ameli kendisi içindir. Oruç ise benim içindir, onun mükâfatını da ben vereceğim’’ buyurmuştur.
Sevgili Peygamberimizin iftar sofraları oldukça sade, israftan uzak, berekete dayalı ve huzurlu idi.
Mutlaka yoksul insanlarla iftarını yapmaya özen gösteren Peygamber Efendimiz (sav) akşam namazından önce orucunu taze hurma yoksa kuru hurma ya da birkaç yudum su ile açar; özel yemek aramaz ne varsa onunla yetinirdi.
Mübarek sofralarında genellikle yoğurt, arpa ekmeği ve su bulunurdu.
Bakıyoruz da sözüm ona varlıklı, inançlı, mütedeyyin insanlar yine kendileri gibi varlıklı insanları muhteşem iftar sofralarına davet ediyorlar…
Yok, yok! Bir kuş sütü eksik Maşallah…
Örnek mi istiyorsunuz...
Alın size çok muhterem Meclis Başkanımızın Sayın Cumhurbaşkanı ve Milletvekillerini ağırladığı iftar sofrası...
İşçisinden emeklisine, köylüsünden kentlisine ‘’garibanların rüyasında bile göremeyeceği’’ muhteşem iftar menüsü şu taamlardan oluşmuştu:
Lebeniye çorbası, Bal, Kaymak, Hurma, Gün kurusu, Badem, Ceviz, Beyaz peynir, Eski kaşar, Pastırma, Domates, Salatalık, Mevsim yeşilliği, Çiğ köfte, Siyah zeytin, Yeşil zeytin, Karamelize soğanlı avokado favalı enginar, İçli köfte, Sebzeli çıtır börek, Çilekli file bademli narlı yeşil salata ve Keşkek yatağında dana antrikot.
Be mübarek, sen değil misin iki lafından biri din, diyanet olan?
Sen değil misin Peygamber Efendimizin hayatından örnekler veren?
Ee, hani Müslümanlık’ta oruç nefsi terbiye etmek kadar, fakir fukaranın halini anlamak için gösterişsiz yapılan bir ibadetti?
Hangi asgari ücretli vatandaşın, hangi emekli insanın mecliste kurduğun şatafatlı iftar sofrasındaki yiyecekleri rahatlıkla alabiliyor?
Meclis Başkanının şaşaalı iftarı basında yazılıp çizilirken içimizi cız eden, yüreğimizi burkan haber ise Antalya’nın Gazipaşa İlçesinden geldi.
Gazipaşa’da yaşayan emekli Mustafa Keskin, milletvekillerinin lüks iftar sofralarına karşın imkânsızlıklar içinde kurduğu kendi iftar sofrasını kamuoyuyla paylaşıyordu…
20 Bin 150 lira emekli maaşı alan ve iki kızını üniversitede okutma mücadelesi veren vatandaşımız iftarını su, hazır çorba, salata ve ekmek’le yapmak zorunda olduğunu söylüyordu.
İnsan düşünmeden edemiyor doğrusu?
Bu şaşaalı iftar sofralarının parası kimden çıkıyor?
Kuvvetle muhtemel meclis bütçesinden! Yani yoksulluk içinde yüzen vatandaşların vergisinden.
Emekli Mustafa’nın hazır çorba, salatalık ve ekmek alırken ödediği vergilerden meclisteki iftar sofrasının başköşesinde yer alan Keşkek yatağında dana antrikot’un maliyeti karşılanıyorsa eğer;
Yandı gülüm keten helva…
Kesinlikle, ‘’Mîzân’’ çok zorlu geçecektir birileri için!
Oruç ibadetini özüne, ruhuna ve anlamına uygun olarak kimler yerine getiriyor sizce?
Her iki lafından biri din olan, Peygamber Efendimizin sünnetlerini ballandıra ballandıra anlatan, kuş sütü eksik şatafatlı sofralarda iftar yapanlar mı?
Yoksa, yokluk içinde 50 liralık ‘’hazır çorba, ekmek ve salata’’ menüsüne talim ederek oruç açanlar mı?
Varın ona da siz karar verin!