Pluviofil: Yağmurun Altında Gülümsemek |
Yağmur başladığında insanlar kaçışır.Adımlar hızlanır, yüzler gerilir, aynı cümle düşer dudaklardan:“Şimdi mi ya?”
Çünkü yağmur, benim için bir eksiklik değil; bir hatırlatmadır.
Dünya yavaşlar.Şehir susar.Ve insan ilk kez kendi sesini duyar.
Pluviofil derler ya, yağmuru seven insan…Ama mesele sevmek değil.
Mesele, yağmurun altında kalabilmek.
Islanmayı, dağılmayı, kontrolü kaybetmeyi kabul edebilmek.Çünkü bazı şeyler ancak çözülünce yerine oturur.
Herkes güneşi sever.Çünkü güneş gösterir.Ama yağmur… Ortaya çıkarır. Hem de içinde ne varsa.
Küçükken camdan izlerdim yağmuru.“Üşürsün” derlerdi.Ben ise dünyanın nasıl güzel ağladığını izlerdim.
Büyüdükçe anladım:İnsan, sessiz ağlayışlara hayran oluyor.
Çünkü en ağır yükler, gürültüsüz taşınıyor.
Yağmurun altında herkes eşittir.Ne unvan kalır, ne rol.Damlalar kim olduğuna bakmaz.
İşte o an, hayat en adil hâlini alır.
Kaçsan da ıslanırsın. Dirensen de.
O yüzden bazen mesele kaçmak değil…Durmaktır.
Ve belki de huzur tam orada başlar.
Yağmur bana hep aynı şeyi söyler:“Geçti.”
Ama öyle kuru bir “geçti” değil bu.Üzerinden akmış, iz bırakmış, ama temizlemiş bir “geçti.”
Belki de mesele yağmuru sevmek değil…
Yağmurdayken bile kendini sevebilmek.
Ben Aslı.Bazı insanlar güneşi bekler…Ben yağmurun altında kendimi bulurum.
Ve şimdi sana soruyorum:
Gri bir gökyüzüne bakarken kaçıyorsan…Yoksa aslında kendinden mi kaçıyorsun?