“Rengini Değiştiren İnsanlar” |
Kimya dersinde önümüze bir bardak su, bir şerit kâğıt koydular.
“Buna batırın, rengini izleyin.”
Kâğıt ya pembeleşti ya mora döndü.
Kimse uzun uzun açıklama yapmadı.
Kimse “aslında niyeti iyiydi” demedi.
Su neyse, kâğıt onu gösterdi.
Adı: turnusol kâğıdı.
Toplantılara oturduk.
Ama tuhaf bir şey oldu.
Konu insanlara gelince o kâğıdı cebimizden çıkarmamayı tercih ettik.
Çünkü bazı gerçekler rahatsız eder.
Bazı insanların yanında sesin kısılır.
Bazılarının yanında fikrin küçülür.
Bazılarının yanında “ben böyle değildim” cümlesi sessizce kafanda dolaşır.
Ve sen buna: olgunluk dersin, uyum dersin, idare etmek dersin.
Çünkü kabul edelim, “yanlış yerdeyim” demek “biraz daha dayanırım” demekten daha fazla cesaret ister.
Ama turnusol kâğıdı cesaret sormaz.
Eğer bir ortamda sürekli kendini törpülüyorsan, kelimelerini yutuyorsan, olduğundan daha azına razı oluyorsan orada sorun sen değilsindir.
Orası senin yerin değildir.
Ve işin en can alıcı kısmı şudur:
İnsan her şeye alışır.
Hayal kırıklığına da.
Ama kendi rengini kaybetmeye alışamaz.
O yüzden bazen konuşmaya gerek yoktur.
Açıklamaya hiç yoktur.
İkna etmeye zaten gerek yoktur.
“Kendini küçülterek sığdığın hiçbir yer, senin yerin değildir.”