Seyfettin BUDAK Merhametin İnfazı

​Kahramanmaraş’ın bağrından yükselen o feryat, sadece bir şehrin sokaklarını değil; insan olmanın onurunu, vicdanın o eski, nostaljik kokusunu ve ruhumuzun henüz kirlenmemiş son köşelerini de yerle bir etti.

Bir öğrenci, on can...

On gelecek, on gülüş, on anne duası. Bu sadece bir haber, bir asayiş vakası ya da bir istatistik değil. Bu, insanlığın kendi "yürek mülkiyetinden" feragat edişinin, duyguyu ve içtenliği bir çöp yığınına fırlatıp atışının kanlı bir vesikasıdır.

Biz ne ara bu kadar "yabancı" olduk? Ne ara kendi türümüze, kendi evladımıza, kendi geleceğimize karşı bu denli sağırlaştık?

​Bir gece var şimdi önümüzde; karanlıkla sarmalanmış, Kahramanmaraş’ın kış ayazından daha soğuk bir gece. Yıldızlar bile suskun. O gece, yalnızlık bir dost gibi değil, bir cellat gibi oturuyor başucumuzda. On öğrencinin sessizliği, sokaklarda yankılanan bir "sessizlik senfonisine" dönüştü.

İnsan, çoğu zaman yalnızlıkla baş başa kaldığında içindeki sessiz çığlıkları duymaya başlar deriz ya; o on çocuğun çığlığı artık hepimizin içindeki o derin boşlukta yankılanıyor.

​O rüzgârda, kaybedilen hayallerin yankıları dolaşır. Her bir hayal, bir zamanlar parlayan bir yıldızdı; şimdi ise sönmüş, gökyüzünde kaybolmuştur.

Niçin bu kadar yalnızız? Niçin kelimeler, içimizdeki bu devasa boşluğu, bu insanlık kırımını anlatamıyor?

Kahramanmaraş’ta sıkılan her kurşun, aslında modern insanın birbirine olan güvenine, sevgisine ve o kadim "merhamet" duygusuna sıkıldı. Biz, birer birer insanlığımızı kaybederken, geride sadece "yalnız sözler" bıraktık.

​İçimizde bir özlem var; kaybettiğimiz her şeyi, her anı, her........

© Akasyam