Sadakat Ölçüsü Kaybolunca İnsan Kalmak Mümkün mü?
Siz hiç birine ya da bir şeye sadakat duygusuyla yaptığınız bir şeyin, aslında doğruya değil de yalnızca güçlü olana hizmet ettiğini fark ettiniz mi?
İşte tam da bu yüzden, bugün sadakati kutsal bir değer gibi görmeden önce bir an durup sormalıyız:
Bu sadakat neyi koruyor, kimi güçlendiriyor ve bizi neden koparıyor?
Bunu günlük hayatta çok sık görürüz. İş yerinde yanlış bir karar alındığında, "Ben sadık bir çalışanım" diyerek sesini çıkarmayan biri, sadece patronuna değil, haksızlığa da bağlılık göstermiş olur.
Sadakat, bir bağdan ayrıldığında, kişiyi güçlendirmez; aksine, edilgen ve pasif bir konuma iter. Oysa gerçek bir bağ karşılıklıdır, canlıdır ve kişinin kendini unutmasına izin vermez. Tam burada, modern hayatın çarpıcı bir figürü ortaya çıkar: "iç terbiyesini yitirmiş yetişkin".
Bu kişi, insan görünümündedir ama insan olmanın gerektirdiği iç çabayı göstermemiştir. Bedeni toplum içindedir, fakat kalbi ve vicdanı toplumla temas halinde değildir. Bilgisi olabilir ama bilinci yoktur; diploması vardır ama ölçüsü yoktur. İnsanı insan yapan o iç pusula/utanma duygusu, başkasını anlama yetisi, sorumluluk, vicdan ya hiç oluşmamıştır ya da çoktan kırılmıştır.
Trafikte öfkeyle direksiyon sallayan, gücü eline geçirince sınır tanımayan, "Ben ne dersem o olur" diye davranan her eylemde, bu iç terbiye eksikliğinin izlerini görebiliriz.
Bu durum belirli bir kesime özgü değildir. İç terbiye eksikliği, daha çok kişinin kendi kendine koyduğu kuralların olmamasıyla ilgilidir. Ölçünün ve dengenin zayıfladığı her yerde bu hal yayılır. Gücün sorumsuzca kullanıldığı, kimseye hesap vermenin gerekmediği, yeteneğin değil de yandaşlığın ön planda olduğu, ahlaki sınırların bulanıklaştığı ortamlarda, bu tür davranışlar su yüzüne çıkar.
Yani........





















Toi Staff
Sabine Sterk
Penny S. Tee
Gideon Levy
Waka Ikeda
Mark Travers Ph.d
Grant Arthur Gochin
Tarik Cyril Amar
Chester H. Sunde