Nihat Güç Zuhruf Suresi 37. Ayet
“Şüphesiz (Şeytan) onları yolumuzdan alıkoyar. Onlar ise kendilerini hidayette olduklarını sanırlar.”
Günümüzde içine saplandıkları girdabın farkına varamayan insanların ahvalini dile getiren muthiş bir ayet ile karşı karşıyayız. Doğru okumak ve olması gereken vechiyle anlamak ve yorumlamak durumundayız. Çünkü bu ayet evvela bana, sana ve hepimize hitap etmektedir. Geçiştirilecek bir konu, bana ne denilecek bir mesele değil bu. Herkesin okuması ve anlaması kaçınılmaz olan bir bildiriden, bir ultimatomdan bahsediyoruz. Müthiş bir tasvir, müthiş bir durum tespitini yapmaktadır bu ayet. Kimsenin kendisi ile ilgili olmadığını söyleyemeyeceği, böyle bir tahayyüle kapılmasına fırsat vermeyeceği bir ayet. Dün bu ayetin muhatapları vardı, bugün bu ayetin muhatapları olacak, yarın da bu ayeti üzerine alınması gerekenleri gelecektir. Ayetlere (Kitaba) iman bunun içindir.
Doğru yolu bulmamız ve doğru yolda olması gerektiği vechiyle doğru istikamete ilerlememiz adına okuduğumuz her ayeti, karşılaştığımız her hadisi, anlatılan her fıkhi meseleyi evvela kendimiz ile ilişkilendirmemiz son derece önemli ve gerekli bir meseledir. Benimle ilgili olmayan, bana bir şey fısıldamayan, bir yanlışımı düzeltmeyen, bir doğruya yöneltmeyen bir meseleyi okumama ve anlamama gerek olduğunu kimseler iddia edemez. Günümüz insanlarının Kur’an’ı okumamaları veya anlamak istememeleri de bu söylediklerimizin bir neticesidir. Kendimiz ile ilişkilendirmediğimiz, davranışlarımız ile doğrulamadığımız, düşüncelerimiz ile desteklemediğimiz hiçbir emir bizim için inmiş olmayacaktır. Sahi başkasını ilgilendiren bir mesele ile ben niye ilgileneyim, araştırayım, mesai harcayayım? Beni ilgilendirmeyen bir ayeti ben niye okuyayım ve anlayayım?
O halde ben, bu ayetin bana hitap ettiğini, beni uyardığını, kulağıma fısıldadığını kabul etmek durumundayım. Bu ayetin bana yol ve yordam gösterdiğine inanmak zorundayım. İşlediğim hatalarıma, basite indirgediğim kusurlarıma çözümler ürettiğini kabul etmem gerekiyor. Yapmam gereken ibadetler konusunda şahsıma yönelik emirler verdiğini biliyorum. Düşüncelerimin ve fikirlerimin şekillenmesini, sosyal hayatımın düzenlenmesini, hukuki meselelerime çözümler üretmemi öğütlüyor. Bu ayetler ışığında bir yaşam sürdürmemin gerekliliğine inanıyorum.
Kişi Kur’an’a sırt döner, ilgi ve alakasını keserse şeytan kendisine musallat olur, en yakın arkadaşı, sırdaşı ve yoldaşı oluverir. En yakındaki koltuğu kurulan şeytan, her işin başmimarı olmaya, her konuda fikirler ileri sürmeye başlar. Emirler verir, yapılmaması gerekenler konusunda telkinlerde bulunur. Kaşını çatar, yumruğunu sıkar, dudak büker. Bu saatten sonra Şeytan; artık kişinin konuşan dili, iş gören eli, gören gözü, yürüyen ayağı, duyan kulağı oluvermiştir. Tabiri caiz ise bu noktadan itibaren kişinin şeytanlaşmaya başladığını veya şeytanlaştığını söyleyebiliriz. Gel zaman git zaman işi iyicene öğrenen insan, şeytanın papuçunu dama atar. Şeytanın telkinlerine ihtiyaç duymayacak bir şekilde yoluna devam eder. Hatta profesyonelleştikçe de şeytanlık görevi zirveye çıkar.
Şeytan, insanı yoldan, Sırat-ı Müstakimden, dini vecibelerden alıkoyarak uzaklaştıracak, karanlıklara mâhkum kılarak çöllere, bataklıklara, sarp ve dağlık yollara sürükleyerek ne yaptığını ve nereye gittiğini unutturacak bir duruma evirir ama insan hâlâ doğru yolda olduğunu ve doğru işler yaptığını zanneder… Olayları anlamak için aklını çalıştırdığını, sesleri duymak için kulağını dört açtığını, hadiseleri yorumlamak için de kalbini ferah tuttuğunu dile getirmeye başlar insan. Her türlü fısk-u fücur'un içinde bir yaşam sürdürür sonra da kendisini doğru yolda, olması gereken bir yerde olduğunu dillendirmeye başlar.
İşte bu ayet bunu söylüyor. Yanlış yapan insanın yaptıklarının yanlış olduğunu kabul etmemesini konu edinmektedir.
İçki içen bir insanın içtiği içkinin haram olduğunu kabul etmemesi gibi bir durumdan bahsettiğini söyleyebiliriz. Faiz işleyen bir insanın, ticaretin yürütülmesi konusunda faizin gerekli olduğuna, dünyanın bu sistem üzere kurgulanmış olmasına inanmasını örnek olarak da verebiliriz. Zina eden insanların işledikleri melanetin, içine düştükleri pisliğin yasak olduğunu dahi düşünmeye gerek olmadığını ileri sürmeleri gibi bir konu olarak algılayabiliriz. Dünya hayatında uygulanmak üzere Yüce Allah’ın gönderdiği hükümleri rafa kaldırarak kendisine ait hükümleri, olması gereken hükümler olarak ileri sürmesi gibi bir olaydan bahsedebiliriz. Ya da Allah ve Resulü (s.a.v.)’nün ortaya koyduğu kanunların artık işlevsiz hale geldiğini, modern zamanlara hitap etmediğini ileri sürmesi gibi bir konu bu.
Şeytanın şeytanlaşma süreci de böyle gerçekleşmişti. Şeytan, o zamanlarda Allah-u Teâla’nın emrini gerekli görmedi ve emirlerine karşı isyan........
