İyi İnsan, Kötü İnsan
Din, imandan müteşekkildir. Sağlam bir imana sahip her insanın dini de mükemmeldir. Dini mükemmel olan insanların ahlakı da ibadetleri de, davranışları da, sözleri de mükemmele evrilir. Yine böylesi kişilerde erdem, merhamet ve adalet zuhur eder. Kişinin yüreğinde büyüttüğü iman, yaşamına yansımakta olduğunu, imanın bunu gerekli ve zorunlu kıldığını söyleyebiliriz.
Bir Müslüman, yerine getirmesi gereken ibadetleri niçin yapması gerektiğini, kendisine yasaklanan günahlardan da niçin uzak durması gerektiğini iman penceresinden baktığımız vakit, bilmesi kaçınılmaz bir görev olduğunu görürüz. Bu bir görevdir, bu bir zorunluluktur. Bu görev ve zorunluluk iman ile teşekkül ettiğine inanıyoruz. İman yoksa her şey berheva olacaktır.
Her Müslümanın kendisini cennete sevkedecek davranışlar ile alakalı olan bilgileri öğrenmesi, öğrendiklerini yaşama aksetmesi farz-ı ayndır. Yarın, öbür gün, ahirette ben bilmiyordum, ben duymadım, ben okumadım, ben görmedim; İmam Hatip, İlahiyatçı, Hacı, Hoca değildim diye bir mazaret ileri sürmesi de kabul edilecek değildir.
Peki, kişide inanç yoksa ya da var olan inanç yarım yamalak bir vaziyete dönüşmüşse, evrilmişse… İşte o zaman her türlü ahlaksızlık, her türlü hukuksuzluk, her türlü zulüm, gasp ve hak ihlalleri meşrûiyet kazanacaktır. Yeryüzünde meydana gelen olaylara, sergilenen pervasızlıklara iman penceresinden baktığınız vakit ne söylediğimizi daha iyi anlamış olursunuz.
Bir değerlendirme yaptığımız vakit bizler “iyi” veya “kötü” insan diye bir tarif yapamayız. Böyle bir hak ve salahiyetimiz de yoktur. İllaki “iyi” veya “kötü” insanı tarifini yapmak zorunda kaldığımızı düşünüyorsak onu da İslam’a göre yapacağız. Çünkü bizler Müslümanız ve Yüce Allah’a teslim olmuş, İslam’a göre davranacağımıza dair Rabbü’l Alemin’e söz vermiş insanlarız. Bize düşen görev ve sorumluluk budur.
İslam’a uyan her insanı, nerede doğduğuna, nerede yaşadığına, hangi dili kullandığına ve sahip olduğu ten rengine........
