We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close
Aa Aa Aa
- A +

Hepimiz “İnsanız” Oysa

1 0 0
07.06.2021

Ne oldu, nasıl oldu, ne zaman oldu” sorularına vereceğimiz cevaplar izahı çok uzun; kişiye, konuma, aldığı eğitime, sosyo ekonomik duruma bağlı olarak değişmekle birlikte toplum içinde yaşıyor olmamıza rağmen birbirimizi “insan” olarak görmeyi bırakalı epey zaman oldu sanırım.

Zira bugün hemen her birlikteliğin temelinde adına “sevgi” denen ve öyle olduğuna da “yazık ki inanılan” bir beklentiler yığını var. Beklentiler karşılanmadığı, yüklenen anlamlar yerine oturmadığı, o beklenti kumaşından biçilen elbiseler dar veya geniş geldiği zaman da karşımızdakine karşı empati duygumuzu anında yitiriyor, tırnaklarımızı çıkarıyor ve insan değil imkân gördüğümüz muhatabımızı gözünün yaşına bakmadan kaldırıp atıyoruz.

Böyle olunca da sarf edilen onca sevgi sözcüğü, yakıştırılan onca sıfat, karşılıklı hak hukukun yerinde tabi ki yeller esiyor. Çünkü kullanılan onca sözcüğün, yakıştırılan onca sıfatın, ortaya konulduğu sanılan onca duygunun kaynağı aslında “kalp” değil, çıkarlarımız ve kendimizden bile özenle sakladığımız “riyakarlığımız” oluyor.

Bu gözlük ve algıyla bakalım topluma;

Bugün bir avukat, davasını aldığı müvekkilinin “suçlu mu suçsuz mu olduğuna bakmadan” onu sadece para kazanabileceği bir araç olarak gördüğü için üzerine giydiği cübbenin omuzlarına yüklediği “amasız” adalet yükünü, bu yükün vazettiği vebali umursamıyor. Onun için müvekkilinin haklı ya da haksız olması değil, müvekkilinin taahhüt ettiği süfli çıkarlar ön planda olduğu için de “amasız” olması gereken adalet “koşullu” hale geliyor ve ortaya alkışın iki elle çalınabileceği gerçeğinden çok uzakta; söz konusu avukat, ısrarla alkışın tek elle çalındığını ispatlamak için aylarca bazen ise yıllarca yürek teri döküyor.

Hakeza bir hukuk insanı için karşısındaki sanık, müşteki, tanık kim olursa olsun muhatabına salt kanun gözüyle bakıp onun hakkındaki hükmünü bunlar üzerinden veriyor. Oysa ki adalet terazisinin dengede durması, mazlum ile zalimin ayrılması, haksızlığa uğrayanın hakkının iadesi için kurulan sistemin adı olan hukukun konusu da suç işleyen ve o suçtan zarar gören “insan”. Ama hepsi olmasa bile yazık ki ezici bir çoğunluk “insana bakışı” erteleyip çoğu kez yasa maddelerinin soyut belirlemelerinin kişilere uygulanmasından öteye geçemiyor ve önündeki yasa doğru uygulanmışsa adalet de “gerçekleşmiş” varsayılıyor. Çünkü gerek kanun koyucuların önüne koyduğu kanun maddeleri ve gerekse de toplumsal kabullerde “hukukun üstünlüğü” aynı zamanda toplumun da “özlemi olarak” servis ediliyor.

Bir mide doktoru için ise hastasının sadece midesi ilgi alanı olduğu için, bu doktorumuz diğer organların varlıklarını unutuyor; vereceği ilaçların diğer organlara zararları aklına dahi getiremiyor ve bu nedenle de mideyi iyileştirebilecek her türlü ilacı hastasının bünyesine enjekte edebiliyor.

Son olarak bir hadis profesörüne bakalım;

Sizce artık sayısı yüzü aşmış ve çokluğu ile övündüğümüz üniversitelerimiz bünyesindeki onlarca fakültede insanlığın iyiliği, huzuru, barışı, adaletin tesisi için ciltler dolusu yazılmış kadim eserlerle meşgul olan bir hadis profesörü bu bilgileri içselleştirmek yerine sırf talibi olduğu ilmin “zahiri” yönü ile ilgilenip ünvanına unvan katmakla meşgul olmak yerine; toplumda “ilim” emanet edilmiş bir “kanaat önderi” olarak, toplumun arasına karışsa ve okuduklarını, öğrendiklerini, hatmettiklerini yaşamına hal diliyle dökse biz bu kadar çabuk yozlaşabilir veya sağdan yanaşan iblisi ferasetin fitneleri için fesat ağaçları dikebilir miydik?

Çok mu ütopik bakıyorum bilmiyorum ama sayısını onlarca hatta yüzlerce artırabileceğimiz bu ilişkiler anaforunda, insanın yaradılış harcı olan sevgi “koşulsuzluğunu”, toplumsal birlikteliğin olmazsa olmazı olan merhamet “katıksız ve saf halini” ve........

© Akasyam


Get it on Google Play