Burak Çileli Sumud filosu işkencesine kısas milli haysiyet meselemizdir |
Uluslararası hukuku hiçe sayarak Siyonist terörü dünyaya yaymaya azmetmiş İsrail’in saldırganlıkları, “de facto” davranışlarla Akdeniz’i kendi iç gölüne çevirecek seviyede tırmanıyor!
Sumud seferlerine bundan sonra devam edilecekse eğer, bu hukuksuzluğa hukukî hakkımız olan donanma korumasından ve tekrarlanacak saldırıya karşı müdahale hakkımızdan uzmanlar daha yüksek sesle bahsetmeye başladılar. Çünkü, Mavi Marmara ile başlayan bu süreç, uluslararası sularda köpeksiz köyde değneksiz gezmeye giderek daha da alışan İsrail terörüne karşı, milli haysiyet meselesi haline gelmeye başladı.
“Milli haysiyet” demişken, Salih Mirzabeyoğlu’nun kaleminden Üstad Necip Fazıl ile vefatına yakın (zannedersem Mayıs 1983) son sohbetini hatırlıyorum:
“Çeşitli güçlerin savaş alanı, kaynayan Lübnan… Filistin kamplarına saldıran ve Lübnan’ın bir bölümüne çöreklenen İsrail… Nedense böyle bir çerçevede hatırlıyorum Üstadım’ın sözlerini… Türkiye’nin Suriye’nin Akdeniz kıyısından yürüyerek Lübnan’a geçmesi ve İsrail’e “geri dön!” demesi ile ilgili konuşurken, Türkiye’nin buna gücünün olmadığını söylüyorum ve ekliyorum:
-‘Efendim, bugün dünyada teknik üstünlük ve süratli savaş bakımından, İsrail birinci sırada… Sovyetler ve Amerika hariç, hangi ülkeye vursa ses getirir!’
-‘Hareketliliğini ben de yazdım!.. Ama doğrusu bu milletin onunla baş edememesi düşüncesini haysiyetimize yediremem!’
-‘Üstadım, Fransa bile İsrail’le baş edemez!.. Sonra Suriye’nin savaş gücü de yabana atılacak gibi değil!’
-‘Meselâ İran-Irak savaşında, aradan yürüse ve “bu operet savaşına bir son verin!” dese… Buna gücümüz vardır!’
-‘Efendim, bizim hava kuvvetlerinin de hâli ortada!’
Beni konuşturuyordu aslında… Aydınlık bir çehreyle, oturduğu yerde zıplar gibi kıpırdandı:
-‘O hâlde, Ortadoğu’da çok şeyler olacak… Bunu bekleyebiliriz!’ ”
Necip Fazıl’ın bu konuşmasının üzerinden yarım asır geçti tabiî! Bugünün şartlarında ne İsrail eski İsrail, ne de Türkiye eski Türkiye!.. Ancak perde arkasına geçmeden önce yaptığı bu konuşma, o gün için istikbâle, bugün ise “hâl”e dair kıvılcım kapılacak hikmetli sözler değerinde!
“Hikmet” deyince, hakîm, mütefekkir, filozof gibi daha bir çok kavram, entelektüel zihne hücum eder günümüzde. Kavramın tasavvufî niteleniş üzerinden Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu’nun sufî -diyelim!- kimliklerine mahsus mânâsı ise, Necip Fazıl hakkında kasıtlı olarak üretilen “şair, edebiyatçı”, Salih Mirzabeyoğlu hakkında ise mâlûm dönemlerdeki “terörist” yaftaları yüzünden örtük kalmıştır. Ubeydullah Ahrar Hazretleri, “ben şeyhlik yapacak olsam, dünyada hiçbir şeyh kendine mürid bulamaz, ancak bana Şeriat’ın tervici vazifesi verildi” demiştir. Bundan dolayıdır ki yüksek idrak “göz”ünün her “söz”ü, hele ki “asır yenileyicisi” makamındalarsa, kendi tasarrufu altındaki zihinlere ışık tutar, tutmalıdır. Hızır meşreb yönleriyle onlar, perşembenin gelişini çarşambadan gören, aksiyoncu mizaçlara ikaz, ihtar, te’dib ile yön vermek isterler.
Filistin meselesi, Büyük Doğu davasının........