Batuhan ŞUORUÇ Daha Az Tanıdık Olana |
Okumak bir kaçma eylemidir. Okuyan; anından, çevresinden, kabullerinden, bilmeyişinden kaçmaya çalışan kişi olarak karşımıza çıkar. Kimi türleri okumayı daha çok sevişi de okurun bu hâlet-i ruhiyesinin dışında düşünülmemelidir. Okurun kaçışını besleyen unsuru bütün kurguyu tasarlayan yazar, merak unsuru vasıtasıyla yönlendirir. İşin aslı yazarın, okura meraktan başka verebileceği pek bir şey de yoktur. Ne bilgi aktarımı, ne düşünmeye yönlendiriş ne de kurgunun sonunda okurun elde etmesini umduğu fark edişi umursamaz okur. Onun kâle alacağı tek şey okumaya başladığı andan itibaren merak ettiklerinin tam olarak ne zaman karşılık bulacağıdır. Zira merak duygusuna kapılır kapılmaz, okur en zayıf olduğu mevkidedir. Merak kelimesinin etimolojisine baktığımızda okurun neden zayıf düştüğünü de görürüz. Arapça, raḳḳa (inceldi, acıdı) fiilinden türetilen merak, insanın karşı karşıya kaldığı herhangi bir şey karşısında duygusuna yenik düşerek bir konuma yerleşmesidir. Rakik (hassas), rikkat (hassasiyet gösterme) kelimeleri de dilimizdedir.
Okur, anlatıya bu zayıflıkla yakalanır. Anlatıda dikkat kesildiği şey karşısında sonunun ne olacağına dair beklentisi, umudu, hayali onu bir an evvel bu zayıf hâlden çıkmak için dürter. Budur, sayfaları birbiri ardı sıra çevirten… Bulunduğu hâlden kaçmaya çalışan okur, başka bir hâlin kucağında bulur kendini. Okuyan, yaşamındaki bir aczinden kaçarken çok daha aciz olduğu başka bir dünyaya girer. Gelin görün ki bu yeni girdiği dünyanın aczi onu bir önceki hâlinin aczinden daha çok cezbeder. Çünkü yabancısıdır bu acz. Henüz yaşamındaki aczi kadar canını yakacak denli tanıdık değildir. Buna teslim olur okur. Daha az tanıdık olana.
Nihayetinde bir kurgudur.
Yaşadıkları her ne kadar sahici olsa da.