menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Toprak Susuz, Biz Hâlâ Sessiziz

20 0
02.03.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Toprak Susuz, Biz Hâlâ Sessiziz

Türkiye’de kuraklık denince çoğumuzun aklına “yağmur az yağdı” cümlesi gelir. Oysa mesele gökyüzünden çok yeryüzüyle, hatta biraz da bizim zihnimizle ilgilidir.

Konya Kapalı Havzası’nda obruklar artıyor. Tuz Gölü her yıl biraz daha geri çekiliyor. Burdur Gölü sessizce küçülüyor. Bunlar doğanın ani bir öfkesi değil; yıllardır süren ihmallerin, yanlış planlamaların ve “idare ederiz” anlayışının sonucu.

Türkiye, kişi başına düşen su miktarı bakımından su stresi yaşayan ülkeler arasında. Bu, artık akademik bir veri olmanın ötesinde günlük hayatımızın gerçeği. Ama biz hâlâ kuraklığı, yazın baraj doluluk oranları düşünce konuşulan mevsimlik bir haber gibi görüyoruz.

Suyun p’i Tarlada, Ama Nasıl?

Türkiye’de suyun yaklaşık yüzde 70’i tarımda kullanılıyor. Ancak hâlâ birçok yerde salma sulama yöntemi tercih ediliyor. Su, toprağa değil adeta boşa akıyor. Suya göre ürün planlaması yapılmadığında, kurak bölgelerde su isteyen bitkiler yetiştirildiğinde, sonuç kaçınılmaz oluyor: Yeraltı suları çekiliyor, obruklar oluşuyor, gelecek nesillerin payı bugünden tüketiliyor.

Kaçak kuyular ayrı bir sorun. Yeraltı suyu, görünmediği için sınırsız sanılıyor. Oysa her çekilen litre, doğanın yıllar içinde biriktirdiği bir rezervden eksiliyor. Yenilenme hızından fazla tüketim, bugünün kazancı gibi görünse de yarının çöküşünü hazırlıyor.

Şehirler de Masum Değil

Sorun sadece kırsalda değil. Bazı şehirlerde şebeke kayıp-kaçak oranı yüzde 30’u aşıyor. Yani her üç litrenin biri daha musluğa ulaşmadan kayboluyor. Yağmur suyu hasadı hâlâ yaygın değil. Gri su sistemleri istisna. Beton arttıkça suyun toprağa karışma şansı azalıyor.

Biz suyu yönetmiyoruz; suya yetişmeye çalışıyoruz.

Asıl Kuraklık Zihinde

Belki de en tehlikelisi, kuraklığın yavaş ilerlemesi. Psikolojide “normalleşme” diye bir kavram vardır: Tehlike yavaş yavaş büyürse, insanlar onu sıradanlaştırır. Kuraklık tam olarak böyle bir kriz. Bir anda gelmediği için aciliyet hissi yaratmıyor.

“Bana bir şey olmaz” düşüncesi, aslında en büyük susuzluk. Çünkü su krizi sadece baraj seviyeleriyle ilgili değil; güven duygusuyla da ilgili. İnsanlar geleceğe dair kaygı duymaya başladığında, mesele artık çevre sorunu olmaktan çıkar, toplumsal bir meseleye dönüşür.

Tarımda modern sulama tekniklerinin yaygınlaşması, suya göre ürün planlaması yapılması, yeraltı sularının sıkı denetlenmesi, şehirlerde kayıp-kaçak oranlarının düşürülmesi… Bunlar teknik olarak mümkün. Asıl mesele irade ve bilinç.

Kuraklık sadece toprağın çatlaması değildir. Aynı zamanda ihmallerin, kısa vadeli çıkarların ve sessizliğin çatlağıdır.

Yağmur yağmadığında gökyüzüne bakıyoruz. Oysa belki de önce aynaya bakmamız gerekiyor.

Laiklik ve Birlikte........

© Akademik Akıl