Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin Ardından

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin Ardından

Prof. Dr. Hüsrev Hoca’yı tanıdığımda 1989 yılıydı, üniversiteyi bir yıl önce bitirmiş, araştırma görevlisi olarak atanmış ve yüksek lisans tez çalışmama başlamıştım. Benim yaşımda olanlar çok iyi bilir, o dönemde bilgiye ulaşmak çok zordu, Yüksek Öğretim Kurumuna (YÖK) şu konuda araştırma yapacağım diye yazar, kaynak taramalarını talep ederek posta ile (gittiğinden emin olmak için iadeli taahhütlü olarak) Ankara’ya gönderirdik, takiben YÖK’te konu ile ilgili çalışmalar incelenir ve hatırladığım kadarı ile en fazla 7-8 tane çalışmanın ismi, sayfa sayısı ve sayfa başı fotokopi ücreti yazılıp gönderilirdi, istediklerimizi işaretler, ücreti postaneye yatırır ve tekrar gönderirdik, sonunda elimize fotokopilerimiz gelirdi. Bilgiye ulaşmak o kadar zordu ki ben de terslenmeyeceğimi (ki o zamanlar terslemek biraz hocalığın şanından gibiydi) düşündüğüm hocalara gidip danışır, öğrenmeye çalışırdım. Bu hocalardan biri de Hüsrev hocaydı. Her hafta Cerrahpaşa Hastanesi’ndeki odasına uğrar, çalışmalarımı paylaşır, kendisinden aldığım kitap ve dergileri iade eder, hocanın benim için hazırladığı yeni kaynakları alırdım. Bir gün “Florence Nightingale” isimli oldukça eski basım olan İngilizce küçük bir kitap getirmiş ve “kıymetli bir kitap, ilgilenirseniz sizin için çoğaltayım, cildi ne renk olsun bordo mu, siyah mı?” demişti. O dönemde İngilizcem Türk filmlerinden bildiğimiz Ayşen Gruda’nın “Yes, itiz e pensil” ayarında idi. Suratımdan tereddüt ettiğim o kadar barizdi ki büyük bir nezaketle “siz geldikçe pasaj pasaj ilerler, tercüme ederiz, siz de not alırsınız” dedi, o zaman ben de “cildi bordo olsun” dedim ve bir hafta sonra İngilizce tercüme kursuna başladım.

Bir sonraki hafta hala sakladığım bordo deri ciltli kitaba kavuştum ve her hafta yaklaşık yarım saat kadar kitabı bana tercüme etti, notlar aldım. Elbette derslerimizde “Lambalı kadın” olarak bilinen Florence Nightingale’den söz edilmişti, ancak ben Hüsrev hoca sayesinde Nightingale’nin Selimiye Kışlası dönemindeki hizmetlerini, İngiliz hükümeti ile yazışmalarını, nasıl kayıt tuttuğunu, istatistik yaptığını, çağının çok ötesinde olduğunu, modern hemşireliğin nasıl Selimiye Kışlası’ndan başladığını, ardından kışla içerisinde bir müze olduğunu, o dönem ölen hemşire ve askerlerin gömüldüğü İngiliz Mezarlığının o zamanki adıyla GATA Askeri Hastanesi arkasında olduğunu öğrendim, ziyaret ettim. Haftalık buluşmalarımızın birinde hoca Florence Nightingale dışında ülkemizde hemşireliğin gelişmesine yön veren Türk kadınlarının da olduğunu, ancak eserlerin Osmanlıca olduğundan anlayamayacağımı, bunları da ben gittikçe tercüme edebileceğini söyledi, sessiz kalmamdan ilgisizliğimi anlamış olacak ki bir daha bu konuyu açmadı, ancak 4 yıl sonraki doktora yeterlilik sınavımda bana bu konuda soru sordu, okumuş, hazırlık yapmıştım, verdiğim cevapları memnuniyetle karşıladığını, bilgimi değil de ilgimi ölçtüğünü hatırlıyorum.

1990 yılında Ulusal Diyabet Kongresi’ne katılmak için çalışma yapmak isteğimi hocaya bildirdim, üç araştırma konusu belirledik, ben hem Cerrahpaşa hem de Türk Diyabet Cemiyeti Hastanesi’nde hastalarla görüşüyordum, verileri topladım, analizler yapıldı, özetleri hazırlayıp hocaya götürdüğümde o dönem hastanenin başhekimi olan ve bana çalışmamda her türlü kolaylığı sağlayan rahmetli Doç. Dr. Ali İpbüker hocanın bildiriye adını yazmayı düşünüp düşünmediği mi sordu nezaketle.  Böylece bilimsel çalışmalarda emeği geçenin yazar olmayı hak ettiğini öğrendim. Kongreye gittim, kimseyi tanımıyorum, toplantılara girip çıkıyorum, hoca kahve-çay aralarının çoğunda yanıma geldi, diğer hocalarla tanıştırdı, akşam yemeği için kendi masasına davet etti. Bu, güvendiğin birinin yanında olmasının huzurunu öğretti. 

Hoca ile yolculuğumuz bu şekilde başladı ve devam etti. Hüsrev Hatemi akademik çalışma ve davranış konusunda bir şekilde yaşam koçum oldu, emek verdi, güven verdi, gölge gibi yanımda oldu, zorlamadan yönlendirdi, yolculuğuma refakat etti, ufkumu açtı. Ne yapsam hakkını ödeyemem. 

Hocanın hekimliği herkesin takdirinde. Hekimliğinin ötesinde mesleğe olan tutkusu, edebiyat ve tarih başta olmak üzere hayatın birçok alanına yönelik ilgisi ve derin bilgisi beni çok etkiledi. O zamanlar cep telefonu yok, gerektiğinde hoca ile ev telefonundan görüşürdük, telefona eşi Sezer hoca çıktığı zamanlarda hal hatır sormadan ahizeyi Hüsrev hocaya vermezdi. Sezer Hatemi’de 2 yıl önce Nisan ayında ahirete göçtü, Allah gani gani rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Bir kongrede otelde birlikte yürürken yerdeki halının ne kadar güzel olduğunu söylediğimde Hüsrev hocanın halının yöresi, desenlerin sembolize ettiği efsaneler, dokumanın özelliklerinden ayrıntılarıyla söz etmesi beni hayrete düşürdü. Hocamız hastaneden sonra eve gittiğinde zamanını üçe böldüğünü, önce tıbbi konulardaki yeni makaleleri okuduğunu, sonra ilgi duyduğu konuda okuma ve çalışmalar yaptığını, zamanın son bölümünde de gündemdeki olaylar ile ilgili haber dinlediğini söylemişti. Akşam saatleri hocanın dinlence değil, mesleki ve kişisel gelişim saatleriydi.

Hocanın 1988 yılında yayınlanan Grili Çocuk isimli şiir kitabını yıllar sonra tesadüfen Beyazıt Sahaflar Çarsısında bulup almış ve Grili Çocuk, Gidiş şiirindeki “Bir kış günü, sabah dönüşürken öğleye, -Gittin, griler giyerek ötelere…” dizeleri ile dağılmıştım. O zamana kadar hocanın şiir yazdığını, şiir kitaplarının olduğunu bilmiyordum. Hocam niye hiç söylemediniz dediğimde “bazı hocaların asistanlarına kitaplarını sattırdıklarına şahit oldum, bu hoş değil” cevabını vermişti, bu cevap etik davranış açısından benim için yeterli idi.   

Hocanın şiirleri ben de hep merak uyandırmış, ileri araştırma, okuma yapmama neden olmuştur. Gerek sohbetlerinde söz ettiği, cehaletim ortaya dökülmesin diye sormaya utandığım, gerekse şiirlerinde bahsettiği ve ne olduklarını bilmediğim, tam olarak kavrayamadığım şeyleri hocayı tanıdığım seksenli yılların sonundan neredeyse 2000’li yıllara kadar o zamanlar çok meşhur olan ve bazılarımızın da gazete kuponu biriktirerek aldığımız çeşitli ansiklopedilerden öğrenmeye çalışırdım. Takip eden yıllarda birçok şeyi Google aracılığı veya erişime açılan bazı arşivler aracılığı ile öğrenme imkânı buldum.  Örneğin Şeb-i Arus şiirinde

“Bugün sebepsiz kederi unutmak gerek

Ve ‘komparsita’ çalmalı felek,

Düğün gecemizde” kıt’asında geçen komparsita’nın Uruguaylı besteci ve müzisyen Gerardo Matos Rodríguez tarafından 1916 yılında bestelenmiş La Cumparsita adlı bir müzik eseri olduğunu ve aslında ülkemizde birçok düğünün açılış parçası olarak yıllarca çalınmış tango parçası olduğunu öğrendim.  “Ölüm günüm, düğün günümdür” diyen Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Hakk’a kavuştuğu gün olan Şeb-i Arus’da feleğin komparsita çalması dileğini pek hoş buldum. Bu yazıyı yazarken şarkıyı bir kez daha dinledim. Dünyanın birçok ülkesinde insanların “Ne olursan ol gel” diyen Mevlânâ (Rumi) felsefesini benimseyerek yaşamlarına anlam katmaya çalıştıklarını, 2001 yılında Mevlâna şiirlerinin Coleman Barks ve arkadaşları tarafından “The Soul of Rumi: A New Collection of Ecstatic Poems” adlı kitapta toplanarak yayınlandığını, 2014 yılında Amerika’da kitabın en fazla satılan kitap olduğunu, defalarca baskılarının yapıldığını ve 23 dile çevrildiğini Şeb-i Arus şiirini okuduktan sonra yaptığım incelemelerden öğrendim. İstanbullu Zweig şiirinde

“Ben ise Zweig’ın Viyana’yı, -Petropolis’ten özlediği gibi -Eski İstanbul’a Petropolis kadar uzak- Yeni İstanbul’da, -Eski İstanbul’u özlüyorum” kıt’asında geçen Zweig’in 1920-1930’lu yıllarda, dünyanın en önemli biyografi yazarlarından biri olan Viyana doğumlu Stefan Zweig olduğunu ve bugünlerde pek popüler olan kurgu türündeki roman “Amok Koşucusu” isimli eserin de yazarı olduğunu, uzun yıllar yaşadığı Brezilya’nın Petrópolis kentinde hayatına son verdiğini öğrendim. 

Şiirlerinde geçen hindibanın kara (sarı çiçekli) ve beyaz (mavi çiçekli) olarak iki türünün olduğunu ve çocukluğumdan buyana gördüğüm, ama bilmediğim şifalı bir bitki olduğunu; Çukurbostan Kaplumbağaları şiirinde “Oysa kaplumbağalar ölür ters düşünce” dizesini görünce gerçekten öyle mi diye okuduğumda İskender Pala’nın Lale Devri İstanbul’unda geçen “Katre-i Matem” adlı romanında sözü edilen lalelere istenilen rengi vermek için kaplumbağaların kullanıldığını öğrendim, ardından İstanbul’un Laleleri isimli bir sergiye gidip Osmanlı dönemindeki lale mezadı ile ilgili arşivleri görme fırsatı yakaladım.

Hüsrev hoca öğrencilik yıllarında Çapa’dan Cerrahpaşa’ya kadar yürüyerek gittiklerini ve birçok yerin Bostan olduğunu anlatmıştı bir keresinde. Hüsrev hocamızın şiirleri yalnızca, daha çok hüznün ve geçmişe özlemin yoğun olduğu duyguların yansıması değil, şimdi artık olmayan İstanbul’un ve İstanbul’un yok olan, tamamen başka şekle ve ruha/ruhsuza dönüşen İcadiye, Nakkaştepe, Langa, Beykoz, Samatya ve Kocamustafa Paşa gibi semtlerinin ve o semtlerin artık olmayan insanlarının sessiz çığlıklarının tarihe not düşülmesidir. Kanımca Hüsrev Hoca özlemiyle, kırgınlığıyla, açıktan hiç siyaset yapmasa da ince yakınmalarla şiir yoluyla tarih yazmıştır, şiirlerinde kaybolan İstanbul’u arşivlemiştir. Aşağıda verilen şiirinde de belirttiği gibi Hatemi eski İstanbul’un tapu sicil muhafızı görevini üstlenmiştir.

“Benim şiirim tüfeğidir kavgamın”

Bir şiire başlamanın özlemiyle öleceğim;

Ama neyleyim ki ellerim,

Yedek subay eğitimi dışında

Benim şiirim ne tüfektir…

Ne de hâyal ülkesinin nârin bir kızıdır;

O, gözlüklü ve siyah kolluklu

Bir tapu sicil muhafızıdır ki,

Eski günler ve anıların

Hüsrev Hatemi’nin şiirleri barışçıldır, Hayyamdan, Pir Sultan Abdal’dan, Yunus’a, Mehmet Akif Ersoy’a, Tevfik Fikret’e farklılıkları kucaklayıcı, kapsayıcı ve birleştiricidir. Tuna Kıyılarında şiirinde

“Bütün girdaplara sebep kendimiz…

Sevgiler Tanrıdan armağan ise,

Kavgalar sâde bizim eserimiz” der.

Dertli Yıllar 2 şiirinde “Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey?” dizesiyle Nazım Hikmet Ran’a, “Hayyaaam, sen, elemin takvimini yapar mısın?” dizesiyle Ömer Hayyam’a selam çakar.

“Kalbler sırçadan yaratılmış bir kere,

İmkân yok sağlam yürekle ölmeye.

Her yer cam kırığı her yer…

Ve sırçaları toplayan kişiler,

Camdan bilyalar yaptırıyor;

Tokuşturmak için zevkle,

Dedikodu meclislerinde.

Oysa yüreklerin kırıkları,

Çeşmibülbül kadehler üflenmeliydi,

O zaman işte Çocuk, âh o zaman,

Menderes’in kalbi İnönü’nün

Fikret’in kalbi Âkif’in kalbiyle

Renklenir ve kıvrılır giderdi,

Bir Çeşmibülbülün hârelerinde.

Sert ve kaçınılmaz içkisini ihtilâfların,

Veyâ sevdâ acılarının,

Buruk, is kokulu çayını,

İçenler hüzünlenirdi” diyerek sen ben kavgasının ötesinde birlikte olabilmeyi, oldurabilmeyi diler.

Hatemi şiirlerinde insanların başına gelen en belirleyici, en nihai, en eşitlikçi ve en kaçınılmaz gerçek olan ölümü bazen hüzünlü, bazen eğlenceli denebilecek bir yaklaşımla ele alır. Örneğin Çok Şey Var ki Geride Kaldı şiirinde “Kiminin ardında kalınır, -Kiminden önce ölünür -Tanrı verdiydi, O aldı….-Ne çok şey geride kaldı” der.

Kendi Kendine Geometri şiirinde paçaları çamurlu yere iç bükey dört adamın yere paralel bir kişiyi omuzlayıp götürdükten ve gömdükten sonra İstanbul’un dört bir yanına dağılacaklarını, sonra onların da yere paralel, sonsuzda kesişeceklerini belirtir.

Bu dünyadan bir Hüsrev Hatemi geçti. Hocamızın suskunlar diyarına göçü bir kütüphanenin, bir üniversitenin yıkılıp yok olması gibi. Ne değerli bir büyüğümdü, yol göstericimdi. Sakinliği, farklılık yaratan seçkinliği ve bilgeliği ne kadar saygın ne kadar güzel ve özeldi. Allah gani gani rahmet eylesin, mekânı cennet olsun.

1994 yapımı Postacı filminde, postacının Neruda’ya söylediği şöyle bir cümle hatırımda kalmış: “Şiir yazana değil, ihtiyacı olana aittir”. Hüsrev hocamın şiirlerini ihtiyaç duyan herkesin okuması dileklerimle yazımı İstikbal Diken Terzi şiiri ile sonlandırıyorum.

“Sus, lütfen sus, sessiz olmalıyız;

Sisler içinde sis atlarına….

Seyislik eden sis adamı,

Dağılınca sis vedalaştı,

Çekildi dağına yapayalnız”.

Hakuna Matata: Kırık, Rapor ve Maişet Derdi

Yorum Yap Cevabı İptal Et

Bir dahaki sefere yorum yapmam için adımı, e-postamı ve web sitemi bu tarayıcıya kaydedin.

Δdocument.getElementById( "ak_js_1" ).setAttribute( "value", ( new Date() ).getTime() );

8 Mart Dünya Kadınlar Günü: Utanç Taraf Değiştirmeli

Su Üstüne Söylenebilenler

Türkiye İran İlişkilerine Değişik Düşünürlerin Gözünden Hareketle Ahlaki...

Uyuşturucu Batağındaki Gençlerin Suçlusu Kim Ola?

Yoksulluk Tüm Kötülüklerin Anasıdır

Aile Yaşamı Dibe Vurdu

Kusursuz Hayatlar Vitrininde Kendine Şefkat: Sosyal Medya ve...

Acil Durumlara Planlı Olma İle İnsan Psikolojisi Frekansı...

İklim Değişikliği Odağında Türk Tarihi Duruşu ile Güncel...

Toplam Ziyaretçi (Tekil Kişi): 2.070.199

KBRN Krizlerinde Manevi İlk Yardım: Görünmeyen Tehditlere Karşı İçsel Dengeyi Sağlayan Destek için Prof.Dr. Muammer Cengil

KBRN Krizlerinde Manevi İlk Yardım: Görünmeyen Tehditlere Karşı İçsel Dengeyi Sağlayan Destek için Prof.Dr. Muammer Cengil

KBRN Krizlerinde Manevi İlk Yardım: Görünmeyen Tehditlere Karşı İçsel Dengeyi Sağlayan Destek için Prof. Dr. İshak Torun

KBRN ÇAĞINDA HEDEF ŞEHİRLER DEĞİL, SİSTEMLERDİR: Küresel Hazırlık Düzeyi ve Türkiye’nin Stratejik Dayanıklılık Analizi için Prof. Dr. İshak Torun

KBRN Tehditleri ve Sağlık Üzerine Tıbbi Bir Bakış: için Prof. Dr. İshak Torun

KBRN Düşündürdükleri için Prof. Dr. İshak Torun

KBRN: Ne Kadar Hazırız? için Prof. Dr. İshak Torun

Suyun Dini, Sosyal ve Kültürel Hayatımızdaki Yeri için Vahap Can

KBRN Krizlerinde Manevi İlk Yardım: Görünmeyen Tehditlere Karşı İçsel Dengeyi Sağlayan Destek için Mustafa naci kula

KBRN Krizlerinde Manevi İlk Yardım: Görünmeyen Tehditlere Karşı İçsel Dengeyi Sağlayan Destek için Prof.Dr. Muammer Cengil

Ayın Konusu: 2023 Seçim Değerlendirmesi (12)

Ayın Konusu: 2024 Yerel Yönetim Seçim Sonuçlarının Değerlendirilmesi (13)

Ayın Konusu: Acil Durumlara Hazırlıklı mıyız? (11)

Ayın Konusu: Adaletin Üstünlüğü (25)

Ayın Konusu: Ahlak, Adalet ve Bilim İlişkisi (14)

Ayın Konusu: Akademik Kültürde Kaybedilen Değerler (15)

Ayın Konusu: Akademik Yayınlarda Hakemlik (13)

Ayın Konusu: Akademisyenden Üniversite Öğrencilerine Tavsiyeler (22)

Ayın Konusu: Akademisyenlerde Motivasyon Eksikliği (15)

Ayın Konusu: Akademisyenlerin 2023 Seçimine Bakışı (11)

Ayın Konusu: Anayasa Değişikliği (8)

Ayın Konusu: Asistan Eğitimi; Sorunlar – Çözümler (19)

Ayın Konusu: Bilim-Din İlişkisi (18)

Ayın Konusu: Bilim-Siyaset İlişkisi (16)

Ayın Konusu: Bilim, Din, Sanat Dili: Türkçe (13)

Ayın Konusu: Bilinç oluşturmak \ Algı yönetmek (11)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: AHLAK (22)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: EŞİTLİK ANLAYIŞIMIZ (16)

Ayın Konusu: Bir Temel Sorun Olarak: YALAN (20)

Ayın Konusu: Cezasızlık Algısı (12)

Ayın Konusu: Covid-19 Pandemisinin İnsanlığa Mesajları (32)

Ayın Konusu: Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (12)

Ayın Konusu: Cumhuriyet ve Demokrasi (17)

Ayın Konusu: Doğrudan Demokrasi (12)

Ayın Konusu: Dünyadaki Siyasi Süreçler ve Türkiye (7)

Ayın Konusu: Enflasyon: Nedenleri ve Çözüm Önerileri (9)

Ayın Konusu: Fikri; Üretme Hakkı ve İfade Hürriyeti (29)

Ayın Konusu: Gelir Dağılımı (14)

Ayın Konusu: Haksız Kazanç (12)

Ayın Konusu: Hegemonya (11)

Ayın Konusu: İklim Değişikliği (11)

Ayın Konusu: İnsanın Çoğaltma ve Biriktirme Tutkusu (17)

Ayın Konusu: İstişare (25)

Ayın Konusu: KBRN! Hazırlıklı mıyız? (6)

Ayın Konusu: Kumar – Bahis (9)

Ayın Konusu: Kuraklık: Türkiye’nin Su Yönetiminde Acil Ne Yapılmalı? (11)

Ayın Konusu: Liyakat (36)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunlarımız (5)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: "Geleneksel Din Anlayışı" (7)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Liyakatli İnsan Yetiştirme” (23)

Ayın Konusu: Milli Güvenlik Sorunu Olarak: “Nüfus Artış Hızı” (5)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Akademisyen? (17)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Anayasa? (12)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Belediye Başkanı? (15)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Eğitim Sistemi? (19)

Ayın Konusu: Nasıl Bir Üniversite? (41)

Ayın Konusu: NATO (5)

Ayın Konusu: Nisâ Suresi 75. Ayet ve Müslümanlar (9)

Ayın Konusu: Oku’mak-Yaz’mak: Nasıl Anlamalı? (12)

Ayın Konusu: On Emir ve Yahudiler (8)

Ayın Konusu: Sağlık Sistemimizin Değerlendirilmesi (12)

Ayın Konusu: Siyasal Süreçler ve Tövbe (6)

Ayın Konusu: Sosyal Medya (13)

Ayın Konusu: Toplumsal Barışın Tesisi! Ama Nasıl? (18)

Ayın Konusu: Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. Yılı (24)

Ayın Konusu: Türkiye ve Bilim (12)

Ayın Konusu: Türkiye'de "Planlama Sistemi": Sorunlar ve Çözüm Önerileri (13)

Ayın Konusu: Türkiye'nin "'İran Siyaset'i" Ne Olmalı? (7)

Ayın Konusu: Türkiye'nin En Temel Sorunu ve Çözüm Önerileri (16)

Ayın Konusu: Üniversitelerimizde İnterdisipliner Çalışma Kültürü (12)

Ayın Konusu: Uyuşturucu Sorunu (14)

Ayın Konusu: Yapay Zeka (13)

Ayın Konusu: Yazarların Gözünden Akademik Akıl Platformu (11)

Ayın Konusu: Yeni Doçentlik Başvuru Şartları (11)

Ayın Konusu: Yenidoğan (Hastane) Çetesi ile İlgili Değerlendirmeler (11)

Güzel Sanatlar ve Tasarım (26)

İktisadi ve İdari Bilimler (151)

İnsan ve Toplum Bilimleri (12)

Sağlık Bilimleri (50)

Sosyal Medya Hesaplarımız

Bilgi paylaştıkça artar, fikir paylaştıkça gelişir.

Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin Ardından Nisan 6, 2026

Prof. Dr. Hüsrev Hatemi’nin Ardından

Hakuna Matata: Kırık, Rapor ve Maişet Derdi Nisan 6, 2026

Hakuna Matata: Kırık, Rapor ve Maişet Derdi

Işık ve Ses Gecikmesi Bize Ne Söyler? Nisan 6, 2026

Işık ve Ses Gecikmesi Bize Ne Söyler?

KBRN Düşündürdükleri Nisan 6, 2026

Yazar olarak giriş yapın

Çıkış yapana kadar beni içerde tut.

@2024 - Akademik Akıl Tüm Hakları Saklıdır. Sitede yer alan makaleler kaynak gösterilmeden paylaşılamaz.

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

Bu websitesi kullanıcı deneyimini iyileştirmek için arkaplan datalarını anonim olarak tutmaktadır. Kabul etmek için yandaki butona tıklayabilirsiniz. Kabul Et KVKK Aydınlatma Metni


© Akademik Akıl