menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adabımuaşerette Üslup

25 0
17.07.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Adabımuaşerette Üslup

Üslubun adabımuaşeretteki yeri ve önemi hakkında bilgi vermeden önce, bir kavram olarak üslup ile ilgili bazı bilgiler vermek istiyoruz.

Arapça bir kelime olan “üslûb”, kelime olarak yol, tarz, edâ ve stil demektir. “Üslûb” kelimesini, yazılı veya sözlü anlatım tarzı, kendine has ifâde şekli, herhangi bir eserin şekil veya ifâde yönü diye tanımlamak da mümkündür.[1] Edebî yönden “üslûb”, sanatçının görüş, duyuş, anlayış ve anlatıştaki özelliği veya bir türün, bir çağın kendine özgü anlatış biçimidir.[2]

            Her insanın zamanı, yeri, anlayışı, kültürü ve benzeri meziyetleri itibariyle düşünmesi ve ifâde kabiliyeti kendisine mahsustur. İnsanların fiziki yapısı, tipi ve yüz görünümü farklı olduğu gibi, söz ve ifâdeleri de farklıdır. Onun için her insanın üslûbu kendisine has olur. Nitekim Fransız edip Buffon (1707-1788 m.), “Üslûp, insanın ta kendisidir” diyerek, her insanın kendi şahsına has uslûbunun olduğunu ifâde etmiştir.[3] Edebiyat ilmi ile meşgul olan alimler, üslûbu çeşitli kısımlara ayırmışlardır. Bunları ilmî üslup, edebî üslup ve hitabî üslup diye üç kısım halinde özetlememiz mümkündür. İlmî üslup, akla hitap ettiği için hayali duygulardan uzak olur, mantıklı ifadelere dayanır ve gerçekleri açıkar. Edebî üslup ise, kuvvetli bir hayale ve ince bir tasvire sahip olur. Hitabî üslup da, güçlü ifadeler, kuvveti mana ve delillerle ortaya çıkar.[4]

            Yüce Allah, Musa (as.) ve kardeşi Harun’a (as.), azmış, her türlü hak ve hukuk sınırlarını aşmış olan Firavuna gitmelerini, yumuşak bir üslupla ona tebliğde bulunmalarını emretmişti:

اذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِآيَاتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكْرِي {42} اذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى {43} فَقُولَا لَهُ قَوْلاً لَّيِّناً لَّعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى {44} قَالَا رَبَّنَا إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَا أَوْ أَن يَطْغَى {45} قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَى{46}

“Allah Musa’ya, ‘Sen ve kardeşin ayetlerimi Firavuna götürün; beni anma konusunda ihmalkâr davranmayın. Firavuna gidin! Kesin olarak bilin ki o azmış, her türlü hak ve hukuk sınırlarını aşmıştır. Ona yumuşak bir söz söyleyin. Belki aklını başına alır veya ürperir’ demişti. Musa ve kardeşi, ‘Ey Rabbimiz! Onun bize karşı bir taşkınlık yapmasından/güç kullanmasından veya hak hukuk tanımaz zulmünü sürdürmesinden korkuyoruz’ demişlerdi. Allah, ‘Korkmayın! Muhakkak ki ben sizinle beraberim, her şeyi işitiyor ve her şeyi görüyorum’ demişti.”[5]

Bu ilahi emirde, peygamberlerin tebliğinde yumuşak üslubun ölçü olduğu anlatılmaktadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’in başka ayetlerinde de dile getirilmektedir:

ادْعُ إِلِى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ وَجَادِلْهُم بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ {125}

“İnsanları Rabbinin yoluna hikmet ve güzel nasihatlerle çağırarak onlarla en güzel bir metotla/üslupla mücadele et. Kesinlikle Rabbin, yolundan sapanları da doğru yolda olanları da en iyi bilendir.”[6]

Ona göre mücadelenin en mükemmeli, hikmet ve güzel nasihatlerle mücehhez bir üslupla yapılan tebliğdir. Böyle bir üslupla hareket etmek, adabımuaşeretin en mükemmel örneğidir. Halk arasında söylenen, “Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır” atasözü, bu anlamda kullanılmıştır. Her hal ve durumda, muhataplarımızla konuşurken nezaket ve saygı ifade eden söz kullanmamız, edep ve erdemin gereğidir. Kur’an-ı Kerim’in çeşitli ayetlerinde, konuşurken yumuşak, beliğ, hak, doğru, kerim, güzel ve benzeri sözleri kullanma önerilmektedir.[7]

Kur’an-ı Kerim’in başka bir yerinde, adabımuaşeretin ilkelerine uygun bir şekilde söylene güzel bir sözün, maddi yardımda bulunduktan sonra başa kakmaktan daha hayırlı olduğu edebi bir üslupla dile getirilmektedir:

الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللّهِ ثُمَّ لاَ يُتْبِعُونَ مَا أَنفَقُواُ مَنّاً وَلاَ أَذًى لَّهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ {262} قَوْلٌ مَّعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِّن صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللّهُ غَنِيٌّ حَلِيمٌ {263}

“Mallarını Allah rızası için harcayıp sonra da yaptıkları bu iyiliği başa kakmayanların mükâfatları, Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, çok........

© Akademik Akıl