Toplantı Odası Tiranlığı

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Toplantı Odası Tiranlığı

Modern plazaların gökyüzüne uzanan soğuk ve ihtişamlı cam kulelerinde, resmi veya özel kurum ve kurum ve kuruluşların görkemli yönetici odalarında/toplantı salonlarında güç ve makam hırsıyla örülmüş görünmez tiranlıklar, insan ruhunu ve emeğin kutsiyetini her gün sessizce öğütmeye devam ediyor. Başarının yalnızca bencil bir egoya has mülk sayıldığı, başarısızlığın ise fütursuzca ötekilere yıkıldığı bu kurumsal arenalarda, insanlık onuru mekanik işlevselliğin ve yapay düzenlerin çarkları arasında un ufak edilmektedir. Gücü bir hizmet imkânı değil, kibirli/mütehakkim/narsisistik bir aşağılama hatta yok sayma kırbacı olarak kullanan “cıva misali toksik karakterler”, etraflarındaki parlak zihinleri ve yetenekleri eritip kendi egolarının karanlığında yutarken, aslında hem kendilerini zehirlemekte hem de derin bir varoluşsal yalnızlık üretmektedirler. İşte bu kısa metin, plazaların, kurum ve kuruluşların debdebeli masa ve odalarında gizlenen psikolojik şiddetin ve mobbingin anatomisini çıkarırken; “Anlam ve Değer Esaslı Terapi” (AVDET) felsefi danışmanlık modelinin rehberliğinde kök erdemleri, edebi, erkânı ve vakur adil liderliği yeniden kuşanarak insan kalabilmenin felsefi yol haritasını önümüze sermeyi amaçlıyor.

Yener Bey, şehrin en yüksek plazasının en üst katındaki ofisine girdiğinde, adımları yeri dövüyordu. O, sadece bir CEO değil, aynı zamanda kendi zihninde kurduğu küçük bir imparatorluğun imparatoruydu. Şirketin başarısını tamamen kendi zekasına, başarısızlıkları ise çalışanlarının yetersizliğine bağlıyordu. Bu, “kibirli özgürlük”ten beslenen narsisizmin en belirgin semptomuydu: Başarıyı kendine, başarısızlığı ötekine mal et.

O sabahki strateji toplantısında, genç mühendis Emrah, aylardır üzerinde çalıştığı “Sürdürülebilir Enerji” projesini sunacaktı. Emrah, heyecanlı ama hazırlıklıydı. Sunuma başladığında, Yener Bey sandalyesine yayılmış, telefonuyla ilgileniyor, arada bir küçümseyici bir ifadeyle dudağını büküyordu. Bu ölçüsüz ve saygısız beden dili, “Senin anlattıkların benim verdiğim zamanıma değmez” mesajını veriyordu.

Emrah sunumunu bitirip, “Verilerimiz, bu yatırımla şirketin büyüyeceğini gösteriyor efendim,” dediğinde, Yener Bey gözlüğünü çıkarıp masaya sertçe fırlattı. Sessizlik, bir kılıç gibi odayı ikiye böldü.

“Buna vizyon mu diyorsun sen?” dedi Yener Bey, sesi o kadar alçak ve tehditkardı ki, bağırmaktan daha ürkütücüydü. “Ben bu şirketi tırnaklarımla, senin hayal bile edemeyeceğin riskleri alarak buraya getirdim. Sizin gibi üniversiteden yeni çıkmış, hayatı Excel tablosu sanan maaşlı turistler benim vizyonumu anlayamaz. Bu rapor bir çöp. Al bunu ve çık. Bir daha benim zamanımı böyle amatörce harcarsan, bu şehirde kariyerini bitiririm.”

Yener Bey, Emrah’ın gözlerindeki ışığın sönüşünü, omuzlarının düşüşünü izledi ve bundan sadistçe bir haz aldı. Kendi büyüklüğünü, başkasının küçüklüğü ve çaresizliği üzerinden teyit ediyordu. Emrah odadan çıkarken, diğer yöneticiler başlarını öne eğmişti. Kimse ses çıkaramıyordu.

Akşam olduğunda Yener Bey, şehrin ışıklarına tepeden bakan lüks dairesinde tek başınaydı. Elindeki viski kadehini çevirirken cama yansıyan yüzüne baktı. “Hepsini yola getirdim,” dedi. “Ben olmasam hepsi aç kalır.” Ama aynadaki adamın gözlerinde, o “muzaffer” komutanın arkasında, derin, dipsiz ve buz gibi bir korku vardı: “Ya bir gün alkışlar kesilirse? Ya bir gün bana ihtiyaçları kalmazsa?” Yener, sevilmediğini biliyordu; ondan sadece korkuluyordu. Ve korku, sevgiden çok daha kırılgan bir bağdı.

Gerçekte ne olmuştur?

Anlam ve Değer: Yener Bey, gücü, imkânı hizmet etmek için değil, tahakküm kurmak için bir araç olarak görmekte; başarıyı tekeline alarak emeğin değerini yok saymaktadır. İnsanı bir “kaynak” veya “piyasa” enstrümanı olarak anlamlandıran/kodlayan bu zihniyet, onuru işlevselliğe feda etmiştir.

Niyet-Eylem-Sonuç: Niyet, mutlak otorite tesisi ve narsisistik tatmin, güvenlik ihtiyacını gidermenin patolojik halidir. Bu niyet, psikolojik şiddet ve mobbing eylemine dönüşmüş; kibirli/narsisist liderlik sonuçta itaat eden ama nefret besleyen bir ekip ve derin bir varoluşsal yalnızlık üretmiştir.

Kök Erdemler: Yener Bey’de “Adalet”, Emrah’ın zekâsına, emeğine ve onuruna saygı duymamasıyla devre dışı kalmış; “Şecaat” yani cesaret ise kendi içindeki aşağılık kompleksini bastırmak için başkalarına saldıran bir korkaklıkla yerini saldırganlık ve zorbalığa (tehevvür) bırakmıştır. Gücü varken affetmek ve yol açmak yerine, ezmeyi seçerek ahlaki bir sefalet sergilemiştir.

Cıva Misali İnsan: Yener, cıva misali “ağırlık” ve “yoğunluk” özelliğini, yani sahip bulunduğu konum, güç ve yetkiyi başkalarını ezmek için kullanmaktadır. Cıvanın amalgam oluşturması gibi Yener de etrafındaki Emrah gibi yetenekli insanların kişiliklerini ve bu özgüvenlerini eritip yutarak kendi enaniyetini/egosunu beslemektedir. Ancak bu toksik beslenme, onu zehirlemektedir; çünkü kibir/narsisizm önce sahibinin sinir sistemini, ruh sağlığını bozar. Yener’in yalnızlığı ve “Ya alkışlar kesilirse?”paranoyası, bu zehirlenmenin dışavurumudur/semptomudur.

Edep/Erkân: İş ahlakı ve hiyerarşi yani ortak mesai erkânı bir saygı çerçevesi gerektirir. Modern yönetim teorilerinde övülen “Mütevazı Narsisist” yani büyük hedefleri olan ama hatasını kabul eden lider kavramının bile aksine Yener, gücünü paylaşmayı zayıflık saymıştır. Oysa “Edep”, sadece üstüne değil, astına davranırken de insani onuru korumaktır. Yener’in “yönetici” maskesi, onun “insanlık kıvamı” yoksulluğunu örtmeye yetmemiştir.

Emrah Bakımından: “Emeğin ve Onurun Hiçe Sayılması”

Emrah için bu toplantı, sadece bir iş sunumu değil; profesyonel kimliğinin, emeğinin ve umudunun bir narsisist tarafından “yutulma” sürecidir.

Anlam ve Değer: Emrah, aylar süren çalışmasını ve verilerini şirketin büyümesi ( ) için bir değer olarak sunmuştur. Ancak onun için “değer” olan bu üretim, liderin dünyasında sadece bir tahakküm vesilesi bir nesneye dönüşmüş; Emrah’ın onuru, Yener Bey’in işlevsellik ve mutlak otorite arayışına feda edilmiştir. 

Niyet-Eylem-Sonuç: Emrah’ın niyeti profesyonel katkı ve başarıyken, karşılaştığı eylem ağır bir psikolojik şiddet, aşağılanma ve mobbingdir. Sonuç; gözlerindeki ışığın sönmesi, özgüveninin erimesi ve kariyerinin bitirilme tehdidiyle karşı karşıya kalmasıdır. 

Kök Erdemler: Emrah “Adalet” beklerken, emeğinin “çöp” olarak nitelendirilmesiyle ahlaki bir sefalete maruz kalmıştır. Gösterdiği profesyonel cesaret (şecaat), liderin saldırganlığı (tehevvür) karşısında onuruna ve emeğine sahip çıkma cesaretine evrilemediği için kendini savunmasız bırakmıştır.

Cıva Misali İnsan: Emrah, cıvanın (Yener Bey) içine aldığı maddeleri eritip kendi bünyesine katması (amalgam) gibi, kişiliği ve yeteneği liderin egosu tarafından “yutulan” taraftır. Kendi varlığı, liderin büyüklüğünü kanıtlamak için bir “küçüklük” olarak kodlanıp kullanılmış; o ise belki yaşadığı şok belki işyeri erkanı nedeniyle buna karşı sessiz kalmıştır.

Edep/Erkân: Emrah ortak mesai erkânına ve saygı çerçevesine uygun davranırken, karşısındaki tarafından “insanlık kıvamı” yoksulluğu nedeniyle insanlık ve meslek onuru zedelenmiş bir şekilde odadan ayrılmak zorunda kalmıştır. 

Üçüncü Şahıslar/Diğer Yöneticiler Bakımından: “Sessizliğin Suç Ortaklığı”

Toplantı odasındaki diğer yöneticiler, sadece izleyici değil, aynı zamanda bu toksik yapının devamlılığını sağlayan “korku bağının” birer parçasıdır.

Anlam ve Değer: Diğer yöneticiler için o anki en büyük değer “hayatta kalmak” ve “konumu korumak”tır. Arkadaşlarının onurunun çiğnenmesine sessiz kalarak, insanı sadece bir “enstrüman” olarak gören bu zihniyeti zımnen........

© Akademik Akıl