menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Nas Asıldır, İçtihat Yöntemdir

2 0
latest

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Nas Asıldır, İçtihat Yöntemdir

İslâm Hukukunda Kaynak ve Usûl Anayasası

Nas, sübût ve delâlet bakımından kat‘î ve zannîdir: Kat‘î nas hükmün değişmez esasını, zannî nas ise içtihadın hareket alanını oluşturur. Zannî nastan doğan yorum bağlayıcı hâle getirilebilir; ancak beşerî içtihat hiçbir zaman kat‘î nas gibi değişmez ve ebedî sayılamaz. İSLÂM HUKUKUNDA KAYNAK VE YÖNTEM ANAYASASI Yazılı ve Yazısız Kaynaklar ile İçtihat Yolları Manifestosu İslâm hukukuna yürürlük kazandıran delillerin mertebesi ve anayasal sınırları YAZILI KAYNAKLAR KURÂN VE SÜNNETTİR  YAZISIZ KAYNAKLAR AKIL İLE ÖRF VE ÂDETTİR  KURÂN ANAYASAL MAHİYETLİ ÜST NORM  SÜNNET ONU AÇIKLAYAN DÖNEMİNİN YASAL DÜZENLEMESİDİR  İÇTİHAT AKLIN HUKUK ÜRETME FAALİYETİDİR İslâm hukukunun yazılı kaynakları Kur’an ve sünnet; yazısız kaynakları akıl ile örf ve âdettir. Akıl, nassın muhatabı ve yorumun kurucu imkânı; içtihat ise aklın ehliyet, yöntem ve gerekçeyle yürüttüğü hukuk üretme faaliyetidir. Örf ve âdet, hayatın süreklilik kazanmış sosyal verisini hukuka taşır. İcmâ, kıyas, istihsan, istislâh ve istishâb ise aklın vahiy karşısındaki bağımsız egemenliği değil; yazılı kaynakları anlama, yeni vakıaya taşıma, hukuk boşluğunu doldurma ve zannî hükme yürürlük kazandırma yollarıdır. Kaynak ile yöntem aynı mertebeye konulduğu anda beşerî sonuç, ilahî metnin dokunulmazlığını ödünç alır. Tarihî kırılma, icmâ ile kıyasın asli kaynaklar dizisine eklenmesiyle derinleşmiştir. Zannî alanda meydana gelen uzlaşmalar kat‘î icmâ gibi okunmuş; illet araştırmasına dayanan kıyaslar ve müçtehit tercihleri nas hükmüne yükseltilmiştir. Böylece hukuk güvenliği için geliştirilen yöntem, değişmezlik mührüne; hayatı vahye bağlayan içtihat ise içtihat kapısını kapatan otoriteye dönüşmüştür. Bu manifesto, o tarihî mertebe hatasını düzeltmek için yazılmıştır. Bu anayasa her kavramı kendi mertebesine iade eder. Kur’an çoğunlukla genel norm koyan, anayasal mahiyetli üstün normdur. Sünnet, bu üst normun beyanı ve örnek uygulaması olduğu kadar, tarihsel hayatta onu somutlaştıran döneminin adeta yasal düzenlemesi ve özel normudur; işlev bakımından günümüzün yasa ve kanun maddesine benzer. Sünnetin sürekli ilke ve taabbudî hükümleriyle; zaman, örf, illet, maslahat ve yönetim şartlarına bağlı teşriî araçları birbirine karıştırılamaz. Hukukun ruhu ve amacı korunur; amacı gerçekleştiren değişken araçlar şartlar değiştiğinde yeni içtihatla yenilenebilir. Akıl yazısız kaynak, içtihat onun hukuk üretme faaliyetidir; örf ve âdet ise sosyal gerçekliğin yazısız hukuk dilidir. İcmâ içtihatları ortak yürürlükte birleştirir; kıyas illet bağını, istihsan hakkaniyeti, istislâh kamu yararını, istishâb hukukî sürekliliği hükme taşır. Kurucu Hüküm Bir hükmün İslâm hukukuna ait sayılması için ayete, hadise, eski icmâ iddiasına veya mezhep görüşüne gönderme yapılması yeterli değildir. Hüküm; kaynak hiyerarşisine uygun olacak, sübût ve delâlet derecesini açıklayacak, kat‘î alan ile zannî alanı ayıracak, vakıayı doğru tanıyacak, illet ve maksadı gösterecek, aksi görüşü cevaplayacak ve değişme şartlarını belirtecektir. Gerekçesiz hüküm fetva değil kanaat; mertebesi belirsiz delil hukuk değil otoritedir. Bu metnin emri şudur: Değişmezlik icmâdan değil kat‘î nastan doğar. Kat‘î alanda icmâ kurucu değil tahkik ve tahkim edicidir. Zannî alanda icmâ yürürlük doğurabilir; fakat vahye dönüşmez ve yeni icmâ yahut nitelikli çoğunlukla değiştirilebilir. Kıyas nas değildir; daha güçlü delil veya yeni içtihat karşısında yürürlükten kalkabilir. Beşerî hükme beşerî sınır konulmadıkça vahyin üstünlüğü korunamaz. Prof Dr Hadi SAĞLAMİslâm Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Birinci Kısım Kaynakların Doğru Tasnifi H₁ KURÂN    H₂ SÜNNET    O AKIL VE İÇTİHAT  =  YAŞAYAN İSLÂM HUKUKU Su nasıl iki hidrojen ile bir oksijenin bağ kurmasıyla hayat taşıyorsa, İslâm hukuku da Kur’an ve sünnetin akıl ve içtihatla hayata bağlanmasıyla yürürlük kazanır. Bu temsil bir kimya eşitliği değil, kaynak mertebelerini açıklayan usul haritasıdır. Örf ve âdet, aklın temas ettiği canlı sosyal gerçekliktir. İcmâ, kıyas, istihsan, istislâh, istisna ve ruhsat ile istishâb ayrı vahiy atomları değil; akıl ve içtihadın hukuk düzenindeki çalışma biçimleridir. Hidrojeni oksijen, oksijeni hidrojen yerine koymak suyu bozduğu gibi; kaynağı yöntemle, yöntemi vahyî nasla eşitlemek de hukuk nizamını bozar. MADDE 1  KURÂN ÜST VE GENEL NORM SÜNNET YASAL VE ÖZEL NORMDUR Kur’an ve sünnet İslâm hukukunun metinleşmiş yazılı kaynaklarıdır; ancak işlevleri aynı değildir. Kur’an sübûtu katî, çoğunlukla genel norm koyan ve anayasal mahiyet taşıyan üstün normdur: hukuk düzeninin yönünü, ilkelerini ve aşılmaz sınırlarını belirler. Sünnet ise kendi sübût ve delâlet dereceleri içinde bu üstün normu açıklar ve somut olaya uygular; bu yönüyle döneminin adeta yasal düzenlemesi ve şerî özel normudur. Günümüz hukukundaki en yakın işlevsel benzerliği yasa ve kanun maddesidir; fakat bu benzetme sünnetin dinî ve nebevî niteliğini beşerî mevzuata indirgemez. Sünnetin kalıcı ilkesi ve hukukî amacı korunur; zaman, örf, illet, maslahat veya idarî şartlarla kayıtlı uygulama aracı ise amacı yaşatmak üzere yeni içtihatla değişebilir. Araç değişir, yasanın ruhu ve koruduğu değer ölmez. MADDE 2  YAZISIZ KAYNAKLAR AKIL İLE ÖRF VE ÂDETTİR Yazılı metinlerin yeni olaylara intikali akıl olmadan gerçekleşmez. Akıl, nassın muhatabı ve anlamanın zorunlu aracıdır; içtihat ise ehil aklın hukuk üretme faaliyetidir. Örf ve âdet, toplumun süreklilik kazanmış sözlü ve fiilî uygulamalarını hukukun değerlendirmesine sunar. Yazısız kaynak denildiğinde yeni bir vahiy değil; vahyi anlayan beşerî yeti ile hayatın hukukça tanınabilir sosyal verisi kastedilir. Akıl ve sahih örf, Kur’an ile sünnetin altında ve onların sınırları içinde işler. İçtihat vazgeçilmezdir; fakat sonucu ilahî değil, delili kadar güçlü, gerekçesi kadar bağlayıcı ve vakıası değiştiğinde yenilenebilir niteliktedir. MADDE 3  FERÎ VE TALİ YÖNTEMLER AKIL YÜRÜTME FAALİYETLERİDİR İçtihat, icmâ, kıyas, istihsan, istislâh, istishâb, istisna ve ruhsat klasik dilde ferî veya tali delil ve yöntemler diye anılır. Bunlar Kur’an ve sünnetle aynı mertebede bağımsız ontolojik kaynaklar değil, aklın hukuk alanındaki kurumsal yahut teknik çalışma biçimleridir. İçtihat bireysel hukukî muhakemeyi, icmâ ortak aklı temsil eder; kıyas illet bağını kurar; istihsan daha güçlü delille hakkaniyet düzeltmesi yapar; istislâh muteber yararı, istishâb önceki hâlin devamını, istisna ve ruhsat ise özel şartlara bağlı sınırlı çözümü hükme taşır. Bu faaliyetler gerektiğinde örf ve âdetin sunduğu sosyal veriyi değerlendirir ve yazılı kaynaklara uygunluk ölçüsünde geçerlilik kazanır. Aşağıdaki karşılıklar özdeşlik değil işlev benzerliğidir. Modern düzende anayasa, kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve tarihsel kanun hükmünde kararname, tüzük, yönetmelik, yönerge, genelge ve tebliğ nasıl aynı hukukî değerde değilse; klasik usul araçları da aynı mertebede değildir. Bununla birlikte kıyas, istihsan ve istislâh birer norm türü değil, norm üretme yöntemidir. ÜST NORM  >  ÖZEL NORM  >  İÇTİHAT  >  ORTAK YÜRÜRLÜK ÜST NORM ALT YÖNTEMİ MEŞRULAŞTIRIRALT YÖNTEM ÜST NORMU DEĞİŞTİREMEZKANUNLAŞAN İÇTİHAT BAĞLAR FAKAT KATÎ NAS OLMAZ Kaynak ve Yöntemlerin Kesin Mertebe Şeması Bu şema, modern hukuktaki yazılı kaynak, yazısız kaynak ve hukuk üretme yöntemi ayrımını İslâm hukukunun kendi kavramlarıyla kesin biçimde kurar. Kur’an ve sünnet yazılı ve bağlayıcı metin kaynağıdır. Akıl ile örf ve âdet yazısız kurucu kaynak alanıdır. İçtihat, icmâ, kıyas, istihsan, istislâh, istishâb, istisna ve ruhsat ise bu kaynaklardan zannî hüküm üretme ve hükmü hayata taşıma amacıyla kullanılan ferî ve tali akıl yürütme faaliyetleridir. İçtihat aklın faaliyetidir; örf ve âdet ise yöntemin değil, sosyal gerçekliğin yazısız kaynağıdır. MertebeNitelikUnsurlarAnayasal işlevBirinciYazılı aslî kaynakKur’an ve sünnetKur’an anayasal mahiyetli üst ve genel normdur; sünnet onu açıklayan, yasal mahiyetli özel normdur. Bağlayıcı metin kaynağı bu mertebedir.İkinciYazısız kurucu kaynakAkıl ile örf ve âdetAkıl bireysel ve ortak hukukî muhakemeyi; örf ve âdet sosyal gerçekliği temsil eder. Anlama, istinbat ve yeni vakıaya hüküm imkânı sağlar. Bağlayıcı metin kaynağı değildir.ÜçüncüFerî ve tali akıl yürütme faaliyetleriİçtihat, icmâ, kıyas, istihsan, istislâh, istishâb, istisna ve ruhsatİçtihat bireysel aklın, icmâ ortak aklın kurumsal faaliyetidir. Diğer yöntemler illet, hakkaniyet, maslahat, süreklilik ve özel şartlar üzerinden zannî hükme gerekçe ve tutarlılık kazandırır. Hüküm, yetkili makamca seçilip kanunlaştırıldığında ortak bağlayıcılık ve yürürlük kazanır. Şemanın kesin hükmü şudur: Akıl yazısız kaynaktır; içtihat aklın hukuk üretme faaliyetidir. Örf ve âdet yazısız kaynaktır; sosyal gerçekliği hukuka taşır. İcmâ ortak aklın; kıyas, istihsan, istislâh, istishâb, istisna ve ruhsat ise hukukî muhakemenin ferî ve tali akıl yürütme faaliyetleridir. Örf ferî yöntemler satırında; içtihat da yazısız kaynaklar satırında gösterilemez. Hiçbir beşerî yöntem sırf kullanıldığı için anayasa veya yasa seviyesinde bağlayıcı metin kaynağına dönüşmez. Ortak bağlayıcılık, ehil içtihadın meşru ve yetkili makamca seçilmesi, kanunlaştırılması, ilan edilmesi ve denetlenmesiyle doğar. MADDE 4  ASLÎLİK KATÎLİK DEMEK DEĞİLDİR Bir delilin aslî kaynakta bulunması, ondan çıkarılan her hükmü katî yapmaz. Kur’an’ın sübûtu katî olmakla birlikte delâleti zannî olabilir. Sünnetin sübûtu ve delâleti ayrı ayrı incelenir. Katîlik hem aidiyet hem anlam yönünden ispat ister. Buna karşılık icmâya katılanların çokluğu veya kıyasın köklü bir mezhepte benimsenmesi, zannî hükmü kendiliğinden katî seviyeye çıkarmaz. MADDE 5  KAYNAK YÖNTEM VE YÜRÜRLÜK AYRILIR Kur’an anayasal mahiyetli üstün ve genel normu; sünnet bu normun beyanını, döneminin yasal düzenlemesini ve özel normunu oluşturur. Akıl ile örf ve âdet yazısız kaynak alanını; içtihat aklın hukuk üretme faaliyetini; kıyas, istihsan ve benzeri teknikler hükme ulaşma yöntemini; icmâ, şûrâ, nitelikli çoğunluk, yargı ve kanunlaştırma ise zannî hükmün ortak yürürlüğünü belirler. Bu katmanlar karıştırıldığında kurum kararı din, mezhep görüşü vahyî nas ve tarihî uygulama değişmez şeriat gibi sunulur. Doğru tasnif, vahyin üstünlüğünü ve hukukun yenilenme imkânını aynı anda korur. MADDE 6  ZANNÎ İÇTİHAT KANUNLAŞINCA BAĞLAR FAKAT KATÎ NAS OLMAZ Zannî içtihat kendiliğinden herkesi bağlamaz. Önce ehil kişi veya kurullar tarafından delil, vakıa, illet ve maslahat gösterilerek üretilir; sonra meşru yasama yetkisini kullanan makam, mevcut görüşler arasından kamu ihtiyacına en uygun olanı seçer, açık maddeler hâlinde kanunlaştırır, ilan eder ve yargı ile idarede ortak uygulamaya bağlar. Böylece içtihat, şerî hukuk düzeninde pozitif hukuk metni ve yürürlük normu niteliği kazanır. Mecelle’de fıkhî görüşlerin kanun maddelerine dönüştürülmesi; 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi’nde aile hukukunun değişen ihtiyaçları için farklı mezhep görüşlerinden yararlanılması bu yürürlük tekniğinin tarihî örnekleridir. Kanunlaştırma beşerî hükmü uygulama bakımından kanun seviyesine yükseltir; fakat onu vahyî, değişmez ve katî nas yapmaz. ‘Mevrid-i nassta içtihada mesâğ yoktur’ kaidesindeki nas iki düzlemde ayırt edilmelidir. Katî vahiy nassı karşısında ona aykırı içtihat kurulamaz. Yürürlükteki kanunlaştırılmış içtihat karşısında ise hâkim ve idare, hukuk güvenliğini bozacak biçimde aksi yönde münferit içtihat uygulayamaz. Ancak ikinci düzlemdeki norm, toplumun ihtiyacını karşıladığı, dayandığı illet ve maslahat sürdüğü ve adalet ürettiği ölçüde canlı yürürlük sağlar. İhtiyacı karşılamayan kural önce toplumsal kabulünü ve fiilî etkinliğini yitirir, zamanla metruk hükme dönüşür; fakat hukuk güvenliği için biçimsel yürürlükten de yetkili makam ve meşru usulle kaldırılmalı veya yeni bir zannî içtihatla değiştirilmelidir. Bağlayıcılık hukukî yürürlük; toplumsal etkinlik fiilî kabul; katîlik ise bambaşka bir kaynak ve bilgi mertebesidir. İkinci Kısım İçtihat Yöntemlerinin Yetkileri MADDE 7  KLASİK İCMÂ İÇTİHADI BİRLEŞTİRMENİN TARİHÎ GÖRÜNÜMÜDÜR Katî nas alanında icmâ hüküm kurmaz; mevcut hükmü tahkik, teyit ve tahkim eder. Hükmün değişmezliği icmâdan değil katî delilden doğar. Zannî alanda ise icmâ, ehil ortak aklın ittifakı veya usulü önceden belirlenmiş nitelikli çoğunluğudur. Bu yönüyle klasik icmâ, günümüzdeki içtihadı birleştirme kararlarının tarihî ve işlevsel görünümüdür: dağınık yorumları ortak uygulamada buluşturur, hukuk güvenliği ve birlik sağlar. Yetkili düzen tarafından benimsenince bağlayıcı olur; fakat vahye dönüşmez ve katîleşmez. Pratik sorunları çözemediğinde, dayandığı vakıa veya maslahat değiştiğinde yeni icmâ, denk nitelikli çoğunluk ya da aynı düzeyde yetkili karar ile değiştirilebilir. MADDE 8  KIYAS SINIRLI NASLARI SINIRSIZ OLAYLARA TAŞIYAN İÇTİHATTIR Kıyas, hükmü nasla belirlenmiş asıl olayın hükmünü ortak illet sebebiyle yeni olaya taşıyan içtihattır. Sınırlı sayıdaki nas ile sınırsız sayıdaki olay arasında düzenli ve denetlenebilir bağ kurar. Asıl, fer, hüküm ve illet açıkça gösterilse bile illetin tespiti beşerî, sonuç kural olarak zannîdir. Kıyas Kur’an ve sünnetin uygulama alanını genişletir; fakat onların yanına yeni bir aslî kaynak olarak konulamaz. Daha güçlü delil, farklı illet tespiti, istihsan, maslahat veya değişen vakıa önceki kıyası değiştirebilir. MADDE 9  İSTİHSAN UYGULAMAYI HAKKANİYETLE DÜZENLER İstihsan, açık kıyasın veya yerleşik genel kuralın somut olayda güçlük, zarar ya da adaletsizlik üretmesi hâlinde daha güçlü özel delile yönelmektir. Kıyasın katı illet ortaklığını; gizli kıyas, nas, icmâ, zaruret, örf veya güçlü maslahat yönünde genişleten bir hakkaniyet tekniğidir. Bu bakımdan üstün norm ile yasa sınırları içinde uygulamayı ayrıntılandıran yönetmeliğe benzetilebilir. Ancak istihsan keyfî beğeni değildir; terk edilen kural, üstün tutulan delil ve istisnanın sınırı gerekçede gösterilmelidir. MADDE 10  İSTİSLÂH KAMU YARARINI UYGULAMA DÜZENİNE TAŞIR İstislâh veya maslahat-ı mürsele, hakkında özel bir kabul yahut ret nassı bulunmayan meselede muteber kamu yararına göre hüküm kurmaktır. Kamu hizmetinin nasıl yürütüleceğini somutlaştıran yönergeye; daha ayrıntılı uygulamada genelge ve tebliğlere benzer işlev görebilir. Bu benzetme bir mertebe eşitliği değil, yürürlük tekniğidir. Maslahat gerçek, genel, ölçülebilir ve şeriatın bütüncül amaçlarıyla uyumlu olmalı; siyasî arzu veya geçici çoğunluk menfaati temel adalet sınırlarını aşmamalıdır. MADDE 11  ÖRF VE ÂDET YAZISIZ SOSYAL HUKUK KAYNAĞIDIR Örf ve âdet, toplumun sürekli ve yaygın biçimde benimsediği sözlü veya fiilî uygulamadır. Akıl gibi yazısız kaynak alanında yer alır; fakat vahyin üstünde değil, Kur’an ve sünnetin sınırları içinde hukukî değer kazanır. Açık nassa ve hukukun temel ilkelerine aykırı olmayan sahih örf; sözleşmelerin yorumunda, yükümlülüklerin belirlenmesinde ve değişken hükümlerin uygulanmasında bağlayıcı olabilir. Örf değiştiğinde ona dayanan hüküm de yeniden değerlendirilir. Süreksiz alışkanlık, yerel baskı, ayrımcılık veya haramı normalleştiren uygulama fasit örftür ve hukuk kaynağı olamaz. MADDE 12  İSTİSHÂB HUKUKÎ SÜREKLİLİĞİ KORUR İstishâb, aksini gösteren geçerli delil bulunmadıkça önceki hukukî durumun devam ettiğini kabul eder. Beraatın asıl olması, kesinliğin şüpheyle ortadan kalkmaması ve eşyada aslın ibaha olması bu yöntemin başlıca sonuçlarıdır. İstishâb delil yokluğunda güvenlik sağlar; yeni ve güçlü delilin önüne geçirilemez. Koruduğu şey ataleti değil, ispat yükünün adil dağılımını ve hukukî öngörülebilirliği sağlamaktır. MADDE 13  İSTİSNA RUHSAT VE ARAÇ HÜKÜMLERİ SINIRLIDIR İstisna ve ruhsat; zaruret, ihtiyaç, güçlük veya belirli bir maslahat sebebiyle genel hükmün özel olayda sınırlı uygulanmasıdır. Seddiz zerâi muhtemel zarara açılan yolu kapatır; fethiz zerâi meşru amaca giden güvenli yolu açar. Bu araçlar modern hukuktaki istisna kararı, geçici tedbir veya uygulama genelgesine benzer; fakat sebep, süre, kapsam ve orantılılıkla sınırlıdır. Sebep ortadan kalktığında geçici hüküm de yeniden değerlendirilir. Üçüncü Kısım Mezhep Metotlarının Anayasal Konumu Her mezhep imamı İslâm hukukuna yürürlük kazandırmak için ayrı bir usul ve delillendirme düzeni kurmuş; bu farklılık sonraki müçtehit zümreye yol gösteren kurucu bir miras bırakmıştır. Şâfiî kıyası disipline etmiş, Hanefî ekol istihsanla hakkaniyet düzeltmesi geliştirmiş, Mâlikî ekol maslahat-ı mürseleyi kamu yararına açılan bir yol olarak işlemiştir. Bir ekol diğerini tenkit etmiş olsa da ihtilaf hukuku daraltmamış; yeni vakıalar karşısında yeni yöntemler kurmanın meşru ve mümkün olduğunu göstermiştir. MADDE 14  MEZHEPLER AYRI DİNLER DEĞİL USUL EKOLLERİDİR Mezhep imamları Kur’an ve sünneti dışlayan tek kaynaklı sistemler kurmamıştır. Her ekol asli delilleri kabul etmiş; ayrılık rivayetlerin kabulünde, lafzın kapsamının belirlenmesinde, sahabe uygulamasının değerinde, icmâ tasavvurunda, kıyasın alanında ve tali delillerin ağırlığında doğmuştur. Bu çoğulluk usulsüzlüğün değil, farklı hukuk tekniklerinin varlığıdır. Mezhep mensubiyeti delil sunma yükünü kaldırmaz. MADDE 15  HANEFÎ YÖNTEM VAKIA VE TUTARLILIK DENGESİ KURAR Ebû Hanîfe ve Hanefî usulü Kur’an ile sünnetten hareket eder; ferî meselelerden genel kaidelere ulaşan birikime, kıyasa ve özellikle istihsana geniş yer verir. İstihsan açık kıyasın somut olayda doğurduğu güçlüğü, daha kuvvetli delil ve hakkaniyet lehine düzeltir; örf ve toplumsal ihtiyaç da uygulamada etkilidir. Bu yolun sınırı, tercihin kişisel beğeniye değil açıklanabilir ve denetlenebilir gerekçeye dayanmasıdır. MADDE 16  MÂLİKÎ YÖNTEM AMEL VE MASLAHATI ÖNE ÇIKARIR İmam Mâlik ve Mâlikî usulü Kur’an ile sünnet yanında Medine amelini, maslahat-ı mürseleyi ve zarara götüren yolların kapatılmasını güçlü yöntem alanları olarak işler. Hakkında özel kabul veya ret nassı bulunmayan gerçek ve genel yarar, şeriatın maksatlarına uygunluğu ölçüsünde hükme taşınır. Bu yolun sınırı, yerel amelin evrensel nas yerine geçirilmemesi ve maslahat iddiasının açık, genel ve denetlenebilir ölçülere bağlanmasıdır. MADDE 17  ŞÂFİÎ YÖNTEM DELİL HİYERARŞİSİNİ DİSİPLİNE EDER İmam Şâfiî beyan teorisiyle Kur’an ve sünnet ilişkisini sistemleştirir; icmâ ve kıyası belirli şartlara bağlayarak kıyas alanını usulî bir disipline kavuşturur. Şâfiî geleneğinin istihsanı ‘kişinin kendi beğenisiyle hüküm koyması’ tehlikesi üzerinden sertçe eleştirmesi, beşerî tercihin delilsiz dinleştirilmesine karşı bir uyarıdır. Bu eleştiri hakkaniyet arayışını değil, gerekçesiz tercihi dışlar; kıyas da maksat ve vakıa denetiminden koparılamaz. MADDE 18  HANBELÎ YÖNTEM NAS VE ESER ÖNCELİĞİNİ KORUR Hanbelî usulü nas, sahih rivayet, sahabe fetvası ve erken uygulamaya belirgin ağırlık verir; kıyası daha güçlü bir naklî delilin bulunmadığı alanda işletir. Sonraki Hanbelî birikiminde istishâb, maslahat ve seddiz zerâi de önemli işlev kazanmıştır. Bu yaklaşımın anayasal katkısı, yorumun kaynakla bağını sıkı tutmasıdır. Sınırı, tarihî rivayetin bağlamı ile Hz Peygamberin teşriî ve beşerî tasarruflarının ayrılmasıdır. MADDE 19  İHTİLAF MEŞRUİYETİNİ USULDEN ALIR Müçtehit kendi görüşünü........

© Akademik Akıl