menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Adaletin İki Kanadı: ʿAdl ve Kıst

10 0
18.09.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Adaletin İki Kanadı: ʿAdl ve Kıst

Haklarda Eşitlik, Kamusal Emanette Liyakat İçin Anayasal Bir Adalet Manifestosu

“Haklarda eşitlik kurulmadan insan; görevlerde liyakat kurulmadan devlet korunamaz.”

Takdim: Adalet Bir Temenni Değil, Devletin Varlık Sebebidir

Bir devletin kudreti, sınırlarının genişliğiyle değil; hakkı koruma, emaneti ehline verme ve gücü hukukla sınırlama kabiliyetiyle ölçülür. Adaletin bulunmadığı yerde kanun metni vardır fakat hukuk yoktur; makam vardır fakat meşruiyet yoktur; idare vardır fakat güven yoktur. Çünkü devlet, insanın üstünde kurulmuş bir tahakküm aygıtı değil, insan onurunu korumak üzere teşkilatlanmış müşterek bir emanettir. Bu emanet haklarda eşitliği, görevlerde liyakati ve bütün kamu işlemlerinde hesap verebilirliği aynı anda gerçekleştirebildiği ölçüde meşrudur.

Kur’ân’ın adalet çağrısı yalnızca ferdî vicdana bırakılmış bir ahlâk öğüdü değildir. “Şüphesiz Allah adaleti emreder” buyruğu (en-Nahl 16/90), kamusal hayatın bütün katmanlarını bağlayan kurucu bir ilkedir. “İnsanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmedin” emriyle (en-Nisâ 4/58) hukuk, kimliğe göre değişmeyen bir güvenceye dönüştürülür; aynı ayette emanetlerin ehline verilmesinin istenmesiyle de kamu yetkisinin kişisel mülk değil, liyakatle taşınacak bir sorumluluk olduğu bildirilir. Böylece hak ile görev, eşitlik ile liyakat, insanlık onuru ile kamusal sorumluluk aynı adalet mimarisinde buluşur.

Bugünün temel krizi adaletin bilinmemesi değil, adalet adına farklı alanlara ait ölçülerin birbirine karıştırılmasıdır. Hakların dağıtımında kişiye, çevreye ve aidiyete bakmak eşitliği; kamu görevinin tevdiinde ehliyeti aramamak ise liyakati öldürür. Birinci yanlış yurttaşı devlete yabancılaştırır, ikinci yanlış devleti ehliyetsizliğe teslim eder. Her ikisi de zulümdür; çünkü zulüm yalnızca hakkı gasbetmek değil, doğru ölçüyü yanlış yerde kullanmaktır.

I. Kur’ânî Adaletin İki İşlevi: ʿAdl ve Kıst

Kur’ân’ın zengin adalet dili içinde ʿadl ve kıst, bütünüyle kopuk iki kavram değil; adalet idealinin farklı bağlamlarda öne çıkan, birbirini tamamlayan işlevleridir. Bu sebeple aralarındaki ayrım katı bir sözlük eşitlemesi olarak değil, çağdaş hukuk ve kamu yönetimine yön veren normatif bir okuma olarak kurulmalıdır. Bu okumada ʿadl, insanın sırf insan olması sebebiyle sahip bulunduğu haklarda eşitliği, tarafsızlığı ve denklik arayışını; kıst ise hak ve yükümlülüklerin ölçüyle belirlenmesini, kamusal emanetin ehline verilmesini ve sonuçların hakkaniyetle dağıtılmasını görünür kılar.

ʿAdl, devletin kişilere göre renk değiştirmemesidir. Can güvenliği, insan onuru, inanç ve düşünce özgürlüğü, mülkiyet, eğitim, adil yargılanma ve kamu hizmetlerinden yararlanma bakımından hiçbir yurttaşın soyu, mezhebi, cinsiyeti, siyasi kanaati, serveti veya yakınlığı üstünlük sebebi olamaz. “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin” buyruğu (el-Mâide 5/8), adaletin dostluk ve düşmanlık duygularından arındırılmasını emreder. Hak, yöneticinin ikramı değil; insanın hukuk düzeni karşısındaki dokunulmaz statüsüdür.

Kıst ise kamusal tercihin isabetidir. Herkese aynı makamı vermek adalet değildir; görevi onu bilgi, ahlâk, tecrübe, muhakeme ve sorumluluk bakımından en iyi taşıyabilecek olana vermek adalettir. “Emanetleri ehline verin” emri (en-Nisâ 4/58), kamu yetkisinin paylaşılacak bir ganimet değil, hesabı sorulacak bir yükümlülük olduğunu bildirir. Hz. Yûsuf’un “Ben iyi koruyucu ve bilgili biriyim” beyanı (Yûsuf 12/55) da görev için yalnızca talebin değil, güvenilirlik ve yeterliliğin birlikte aranmasına işaret eder.

Bu iki ilke birbirinin rakibi değil, güvencesidir: ʿAdl olmadan liyakat söylemi seçkinciliğe ve ayrımcılığa; kıst olmadan eşitlik söylemi ölçüsüzlüğe ve ehliyetsizliğe dönüşebilir. Kurucu formül bu nedenle açıktır: İnsan olmaktan doğan haklarda tam eşitlik; başkalarının hakkını etkileyen görev ve yetkilerde açık liyakat.

II. İnsan Haklarında Eşitlik Adaleti: Devletin Dokunamayacağı Çekirdek

Eşitlik adaleti, devletin herkesi aynılaştırması değil; farklılıkları hukuk önünde aynı değerde korumasıdır. İnsan onuru devlet tarafından bağışlanmaz, tanınır. Bu sebeple yasama çoğunluğu, idari makam veya toplumsal güç, bir insanın temel hakkını kimliği sebebiyle daraltamaz. Kanun önünde eşitlik, yalnızca aynı cümlenin herkese uygulanması değildir; benzer durumda olanlara aynı, farklı durumda olanlara ise farklılığın gerektirdiği ölçüde ve nesnel gerekçeyle muamele edilmesidir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hukuk devleti ilkesi, eşitlik güvencesi, kamu hizmetine girme hakkı ve idarenin yargısal denetimi birlikte okunduğunda, keyfîliği dışlayan bir anayasal bütünlük ortaya çıkar. Bu bütünlükte düzenleme genel, ölçüt önceden bilinir, işlem gerekçeli, sonuç denetlenebilir olmak zorundadır. Bir hakka erişimde ismin, nüfuzun veya referansın belirleyici olması, yalnız bireye karşı işlenmiş bir haksızlık değildir; devletin tarafsızlığına karşı işlenmiş kurumsal bir suçtur.

Torpil, kayırma ve himaye kültürü, hakkı lütfa; yurttaşı müracaatçıya; kamu makamını şahsî nüfuz alanına dönüştürür. Başkasının emeği ve hakkı üzerinden elde edilen makam veya gelir, şeklen yasal görünse bile meşruiyet yarasını taşıyabilir. Burada yapılması gereken, ağır dinî ve hukukî nitelemeleri sloganlaştırmak değil; haksız avantajın mahiyetini açıkça teşhis etmek ve onu doğuran kanalları kapatmaktır. Çünkü adalet, öfkeyle değil; delil, ölçü, usul ve denetimle kurulur.

Bu nedenle temel haklara, eğitime ve genel nitelikli kamu imkânlarına erişimde nesnel ölçüt esastır. Yazılı sınav, açık puanlama, erişilebilir ilan, anonim değerlendirme, gerekçeli karar ve etkili itiraz yolu eşitlik adaletinin kurumsal araçlarıdır. Mülakat veya takdir zorunlu görülüyorsa, sonucu tek başına belirleyen kapalı bir hükme dönüşmemeli; ölçülmüş yeterliliği tamamlayan, kayıtlı ve yargısal denetime açık istisnai bir araç olarak sınırlandırılmalıdır.

III. Görev ve Yetkide Liyakat Adaleti: Makam Hak Değil, Emanettir

Kamu görevi, onu elde edenin şahsî menfaati için değil, toplumun ortak iyiliği için vardır. Bu sebeple görev talep etmek bir yurttaşlık hakkı olabilir; fakat belirli bir makama atanmak, liyakat araştırmasından bağımsız mutlak bir hak değildir. Bir makamın maaşı bir kişiye, kararı binlerce kişiye tesir eder. Ehliyetsiz atama yalnızca daha nitelikli adayın hakkını değil, hizmetten yararlanan bütün toplumun hakkını ihlâl........

© Akademik Akıl