Bir de Bu Yönünü Görelim: Atatürk Nasıl Bir İletişimciydi?

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Bir de Bu Yönünü Görelim: Atatürk Nasıl Bir İletişimciydi?

Ülkemizin kuruluş yolculuğunun başlangıç anı diyebileceğimiz tarihî bir gün.

Böyle bir günde Mustafa Kemal Atatürk’ü çoğu zaman büyük komutan, devlet kurucusu, devrimci lider ve fikir adamı olarak anarız. Elbette bunların her biri doğrudur. Ancak bu yazıda Atatürk’ün biraz daha az konuşulan bir yönüne, iletişim ve ilişki ustalığına dikkat çekmek istiyorum.

Çünkü Atatürk’ün hayatına baktığımızda onun yalnızca karar veren, emir veren, yöneten bir lider olmadığını görürüz. O, insanları dinleyen, zamanı okuyan, ortamı çözen, sözü doğru yerde kullanan, gerektiğinde susan, gerektiğinde çok net konuşan, gerektiğinde ikna eden, gerektiğinde de sınır koyan bir liderdir.

Bir liderin büyüklüğü de zaten yalnızca ne söylediğinde değil; kime, ne zaman, hangi dille ve hangi amaçla söylediğinde saklıdır.

MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİ

Mustafa Kemal’in 19 Mayıs’tan sonra attığı adımlara dikkatle bakıldığında bir gerçek hemen fark edilir: Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele’yi yalnızca emirlerle değil, ilişki ağlarıyla kurmuştur.

Samsun’dan Havza’ya, Amasya’dan Erzurum’a, Sivas’tan Ankara’ya uzanan yol, aynı zamanda büyük bir iletişim yoludur. Telgraflar, genelgeler, görüşmeler, kongreler, toplantılar, mektuplar, gazete yazıları, Meclis konuşmaları… Bütün bunlar bir milletin dağınık sesini ortak bir iradeye dönüştürmenin araçlarıdır.

Amasya Genelgesi’ndeki o meşhur ifade bunun en güçlü örneklerinden biridir:

“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”

Bu cümle yalnızca siyasi bir bildiri değildir. Aynı zamanda iletişim bilimi açısından son derece güçlü bir çerçeveleme cümlesidir. Çünkü özneyi değiştirir. Kurtarıcıyı saraydan, ordudan, yabancı devletten ya da tek bir kişiden alır; milletin kendisine verir.

Bu, bir liderin “ben yapacağım” demek yerine “biz yapacağız” demesidir.

Bu, halkı seyirci olmaktan çıkarıp tarihin öznesi hâline getirmektir.

Bu, iletişim bilimi açısından bakıldığında güçlü bir “ortak kimlik kurma” hamlesidir.

Atatürk’ün ilişki ustalığı da burada belirginleşir. O, farklı eğilimleri, farklı karakterleri, farklı beklentileri ve farklı kaygıları olan insanları aynı hedef etrafında toplamaya çalışmıştır. Erzurum ve Sivas kongreleri bu bakımdan yalnızca siyasi toplantılar değildir. Fikirlerin, itirazların, umutların, kaygıların, hesapların ve fedakârlıkların aynı masada konuşulduğu büyük ilişki zeminleridir.

Çatışma yönetimi açısından baktığımızda, Atatürk’ün Millî Mücadele’nin başlangıcındaki iletişimi büyük ölçüde ortak hedef kurmaya dayanır. O, farklı kesimleri birbirine düşmanlaştırmak yerine, çözülmesi gereken ortak meseleyi göstermiştir.

Kimilerinin beklemekten, kimilerinin yerel kurtuluştan, kimilerinin manda ve himayeden, kimilerinin de İstanbul’dan gelecek bir çözümden yana olduğu o günlerde Mustafa Kemal, bu dağınık görüşlerin arasından millet iradesine dayanan bağımsızlık fikrini ortak hedef hâline getirmiştir.

Anadolu’da herkesin aynı şeyi düşünmediği, aynı cesareti gösteremediği, risk almaktan çekindiği bir dönemde o; sağlığını, makamını, canını ve geleceğini riske atarak liderliğin gerektirdiği sorumluluğu üstlenmiş, dağınık bir toplumsal enerjiyi ortak bir kurtuluş iradesine dönüştürmeyi başarmıştır.

Atatürk’ün iletişiminde belki de en dikkat çekici özelliklerden biri millete ve orduya güven verebilmesidir.

Güven, iletişimin omurgasıdır. Güven duymadığımız kişiye yaklaşmayız, açılamayız, onunla yol yürümek istemeyiz. İletişim niyetle başlar; ancak güvenle ilişkiye dönüşür.

Atatürk’ün bir asker ve komutan olarak geçmişte gösterdiği başarılar, bu güvenin önemli kaynaklarından biridir. Ancak güven yalnızca geçmiş başarılarla kurulmaz. Sözle, tutarlılıkla, cesaretle, hesap verebilirlikle ve ortak kader duygusuyla güçlenir.

Kurtuluş Savaşı sırasında Büyük Millet Meclisi’nin açılması, kararların Meclis zemininde tartışılması, Atatürk’ün yaşananları gün gün kayda geçirmesi ve süreci millet iradesine dayandırması bu güvenin önemli göstergeleridir.

Atatürk’ün iletişimci kişiliğini yalnızca güçlü hitabetinde ve kürsü becerisinde aramak eksik olur. Onun medyaya verdiği önem de ayrıca dikkat çekicidir.

Hâkimiyet-i Milliye gazetesi, Millî Mücadele’nin amacını halka duyurmak ve Anadolu’daki hareketin kararlarını millete aktarmak için önemli bir yayın........

© Akademik Akıl