menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Riskin Adını Koymak!

17 0
28.09.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.

Akşam saatlerinde bir haber sitesinin yayın kurulu toplanmış. Masada bir belediyenin ihale dosyası var. Belge adı verilmeyen bir kaynaktan gelmiş ve içinde bir yöneticinin adı geçiyor. Genel yayın yönetmeni önce belgenin doğrulanıp doğrulanmadığını, sonra haberde adı geçen kişinin görüşünün alınıp alınmadığını soruyor. Son olarak da haber yayımlanırsa kimin, neyi dava edebileceğini öğrenmek istiyor. İletişim fakültelerinin öğrencileri için yazdığım Temel Hukuk ve İletişim Hukuku Dersleri kitabının ikinci kısmını bu sahneyle açtım. Bu güz döneminde aynı kitapla, hukukçu olmayacak gençlere hukuk anlatıyorum. Genel yayın yönetmeninin sorduklarının her biri, iletişim hukukunun ayrı bir konusuna karşılık gelir.

İletişim hukukunu öğrenmeye başlayan birini ilk şaşırtan şey, alanın tek bir kanununun bulunmamasıdır. Anayasanın 26 ve 28. maddelerinin yanında basın için 5187 sayılı Basın Kanunu, radyo ve televizyon için 6112 sayılı Kanun, internet yayınları için 5651 sayılı Kanun ve kişisel veriler için 6698 sayılı Kanun temel metinlerdir. Reklam, telif ve ticari elektronik ileti ayrı kanunlarla düzenlenmiş, kişilik hakkının korunması Medeni Kanun ile Borçlar Kanununa, hakaret ise Ceza Kanununa bırakılmıştır. Bu dağınıklığın sebebi, her iletişim aracının kendine özgü sorunlar doğurması ve bu sorunların bir kısmının başka hukuk dallarının alanına girmesidir. Bir markanın sosyal medya hesabını yöneten genç bir çalışan, gün içinde bu metinlerin birkaçıyla çoğu zaman farkına varmadan karşılaşır.

Bu metinlerin ortak konusu, bir sözün, bir görüntünün ya da başka bir içeriğin belirsiz sayıda kişinin bilgisine sunulmasıdır. Bir ajansın müşterisine gönderdiği teklif sözleşme hukukuna tabidir; aynı metin gazetede ilan olarak yayımlandığında reklam hukukunun kuralları uygulanır. Mektup ve telefon gibi araçlarla yapılan bireysel haberleşme ise Anayasanın 22. maddesindeki haberleşme hürriyeti kapsamında korunur. Türk basın hukukuna ilişkin klasik bir eserde, yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren basın özgürlüğünün, düşüncesini açıklayan kişinin hakkı olarak görülmekten çok kamunun olayları öğrenme hakkına dayandırıldığı tespit edilmiştir. Anayasanın 26. maddesi de haber veya fikir almak serbestliğini aynı güvencenin içinde sayar. Fransa’da 1986 tarihli iletişim özgürlüğü kanunu sınırlama sebeplerini ayrıntılı biçimde saymış ve düşünce ile kanaat akımlarının çoğulcu niteliğinin korunmasına ayrıca yer vermiştir. Bu sebep, Anayasamızın 26. maddesindeki listede bulunmaz.

İçerik kamuya açıldığında hemen her uyuşmazlıkta bir hak çatışması ortaya çıkar. Bir haber kamuoyunu bilgilendirirken bir kişinin şerefine ve itibarına dokunabilir. Anayasa Mahkemesi böyle bir çatışmada hiçbir hakka mutlak üstünlük tanımamakta ve dengelemede kullanılacak ölçütleri kararlarında belirlemektedir. Konunun kamu yararı taşıyıp taşımadığı, güncelliği, hakkında yayın yapılan kişinin kamusal konumu, ifadenin biçimi, doğrulama ve cevap hakkı bakımından gösterilen özen ve verilen yaptırımın ağırlığı birlikte değerlendirilir. Uygulamada kamu yararı ile mesleki özen belirleyici olmaktadır. Kamu yararı taşıyan bir konuda özen gösterilerek hazırlanmış bir haber, bir kişinin kişilik hakkını zedelese bile korunur. Genel yayın yönetmeninin ilk iki sorusu, yani belgenin doğrulanması ve yöneticinin görüşünün alınması, bu ölçütler arasında özen başlığına girer.

Üçüncü sorunun cevabı da kanunlarda bellidir. Haberde adı geçen yönetici, kişilik hakkının ihlal edildiğini düşünürse yayından itibaren iki ay içinde Basın Kanununun 14. maddesine dayanarak düzeltme ve cevap metninin yayımlanmasını isteyebilir. Asliye hukuk mahkemesinde Medeni Kanunun 24 ve 25. maddelerine göre saldırının durdurulmasını ya da içeriğin kaldırılmasını, Borçlar Kanununun 58. maddesine göre manevi tazminat ödenmesini talep edebilir. Hakaret iddiasıyla şikâyet yolu da açıktır. Ceza davasından beraat etmek tazminat sorumluluğunu ortadan kaldırmaz, çünkü iki yargılama farklı şartlar arar. İnternet haberlerinde kişilik hakkı ihlali gerekçesiyle sulh ceza hâkimliğinden erişim engeli istenmesini sağlayan 5651 sayılı Kanunun 9. maddesi ise Anayasa Mahkemesinin 11 Ekim 2023 tarihli kararıyla iptal edilmiştir. İptal 10 Ekim 2024’te yürürlüğe girmiş, kitabın hazırlandığı tarihe kadar yerine yeni bir düzenleme yapılmamıştır.

Dava yollarının bu kadar çeşitli olması, yayın yapanları temkinli davranmaya da yöneltir. Bir gazeteciye verilen ağır bir yaptırımın meslektaşlarını da benzer haberleri yapmaktan alıkoyabileceği kabul edilir ve mahkemeler bu caydırıcı etkiyi ölçülülük denetiminde dikkate alır. Benzer bir etki yayın kuruluşlarının ve ajansların hukuk birimlerinde de görülür. Hukuk birimi, onay verdiği bir içerik dava konusu olursa sorumlu tutulacağını bilir; yayımlanmasını engellediği bir içeriğin gerçekten sakıncalı olup olmadığı ise sonradan incelenmez. Bu yüzden temkinli davranmayı tercih eder ve hukuken yayımlanabilecek bazı içerikler de........

© Akademik Akıl