Sağlıklı Görünme Çağı |
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"
Sağlıklı Görünme Çağı
Şehir sabahları artık eskisi gibi uyanmıyordu. Eskiden kuş sesleriyle açılan gün, şimdi “randevu hatırlatma bildirimleri” ile başlıyordu. İnsanlar gözlerini açar açmaz ilk olarak iki şeye bakıyordu: hava durumu ve sağlık uygulamaları.
Mahir, her sabah yaptığı gibi mutfakta kahvesini içmeden önce kolundaki bileklikten verilerine baktı. “Uyku kalitesi: orta. Stres: yüksek. Su tüketimi: yetersiz.” Cihazın tonu her zaman aynıydı; yargılamayan ama insanı hafif suçlu hissettiren bir sesi vardı.
“Ben iyiyim aslında,” diye mırıldandı Mahir, sanki bileklikle tartışıyormuş gibi.
Aynı şehirde Elif, daha farklı bir ritüelle güne başlıyordu. Telefonunda üç uygulama açıktı: biri adım sayıyor, biri kalori, biri de “günlük vitamin hatırlatıcı.” Mutfağındaki raf, küçük bir eczaneyi andırıyordu. D vitamini, magnezyum, kolajen… Her biri küçük şeffaf şişelerde, düzenli bir umut gibi dizilmişti.
Elif bazen düşünüyordu: “Bu kadar vitamin alıyorsam neden hâlâ yorgunum?” Ama sonra bunu düşünmeyi bırakıyordu. Çünkü düşünmek de bir tür enerji harcıyordu.
Şehrin merkezinde büyük bir yapı vardı: Sağlık Kompleksi. Dışarıdan bakıldığında cam cepheli, modern, neredeyse huzur verici bir binaydı. İçeride ise farklı bir düzen vardı. Bir tarafta estetik polikliniği, diğer tarafta “performans artırma merkezi”, hemen yanında “yaşam optimizasyon kliniği.”
Kapıda bir tabela asılıydı:“Sağlık artık sadece iyileşmek değil, geliştirmektir.”
Kimse bu cümleyi sorgulamıyordu.
Bir gün Mahir ile Elif aynı koridorda karşılaştı. İkisi de farklı sebeplerle gelmişti ama aynı hisle: “Bir şeyim yok ama yine de buradayım.”
Mahir sırt ağrısı için gelmişti. Doktor kısa bir bakıştan sonra “ciddi bir şey yok, egzersiz yapın” dedi. Mahir biraz hayal kırıklığı yaşadı. Çünkü insan bazen ciddi bir şey olmasını beklerdi; en azından bir açıklama.
Elif ise “genel kontrol ve enerji düşüklüğü” diyordu. Ona da benzer bir cevap verildi: “Değerler normal. Dinlenme önerilir.”
İkisi de aynı cümleyi farklı tonlarda duydu: “Sizde bir şey yok.”
Koridorda yan yana yürürken Mahir içini çekti:“Demek biz sadece yorgunuz.”
Elif başını salladı:“Yorgun olmak da bir hastalık sayılmıyor artık.”
Dışarı çıktıklarında şehir her zamanki gibiydi. Kafeler doluydu, spor salonları doluydu, estetik merkezlerinin önünde küçük kuyruklar vardı. İnsanlar koşuyor, içiyor, ölçüyor, tartıyor, takip ediyordu.
Ama garip bir şey vardı: Kimse tam olarak durmuyordu.
Bir bankta yaşlı bir adam oturuyordu. Elinde hiçbir cihaz yoktu. Mahir ona baktı, sonra istemsizce sordu:
“Amca, siz nereden takip ediyorsunuz kendinizi?”
Adam gülümsedi:“Evlat, biz kendimizi takip etmezdik. Kendimiz bizi takip ederdi.”
Elif hafif güldü:“Peki sağlıklı mısınız?”
Adam omuz silkti:“Bilmiyorum. Ama eskiden insanlar bunu çok sormazdı.”
O an kısa bir sessizlik oldu. Şehir gürültülüydü ama o bankın çevresi sanki biraz yavaşlamıştı.
Mahir bileğine baktı. Cihaz hâlâ........