Üniversitelerde Sorun Programlar Değil, Sistem Hasta

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Güzel Sanatlar ve Tasarım Fen Hemşirelik İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Üniversitelerde Sorun Programlar Değil, Sistem Hasta

Son günlerin en sıcak tartışması; “İş bulamayan mezun yetiştiren programlar kapatılacak.” Kulağa hoş geliyor. Piyasa istemiyorsa kapatsınlar, ne var bunda?

Ama işin aslına bakın. Bu yaklaşım, yüksek ateşi düşürmek için hastanın kolunu kesmeye benzer.

Asıl sorun programlar değil. Sistem çürümüş.

Eurostat ve OECD’nin 2025 verilerini açıyorum:

Türkiye’de yeni mezunların sadece c,5’i iş bulabiliyor.

Avrupa ortalaması ise ,9.

Aradaki fark tam 21,4 puan.

Üniversite mezunu işsizliği ,6 seviyesinde.

Avrupa ortalamasının neredeyse iki katı.

Üstelik Türkiye, üniversite mezunu işsizliğinin genel işsizliği geçtiği Avrupa’daki tek ülke.

18-24 yaş aralığında gençlerin üçte biri (tam 1,3) ne okuyor ne çalışıyor.

OECD ortalamasının iki katından fazla.

Türkiye, bu alanda OECD birincisi.

Hâlâ “birkaç programı kapatalım, her şey düzelir” diyebiliyor musunuz?

Türkiye’de son yirmi yılda üniversite sayısı 208’e ulaştı. Öğrenci sayısı 6,7 milyonu aştı. Harika bir niceliksel sıçrama.

Müfredatlar 10 yıl öncesini anlatmaya devam ediyor. Üniversiteyle sanayi arasında köprü kuran mekanizma sıfır. Her üniversite kendi başının çaresine bakıyor ama yetkisi yok. Program açmak için merkezden izin gerekiyor, kapatmak için yine merkezden talimat.

Sonra da “iş bulamıyor” diye Ankara’dan kapatma kararı geliyor.

Bu kısır döngüyü görmemek için kör olmak gerekir.

Merkezden kapatma olmaz

Diyelim ki bir programı kapattınız.

Ya o bölgede o alana hâlâ ihtiyaç varsa?

Anadolu’daki bir tarım ekonomisi programı ile İstanbul’daki bir felsefe bölümü aynı kefeye konulabilir mi?

Merkeziyetçi kapatma kararları, üniversitelerin bölgesel kalkınmadaki rolünü köreltir. Tek tip politika, üniversitelerin adaptasyon kapasitesini öldürür.

Birincisi: Üniversitelere gerçek özerklik verilecek. Program açma, güncelleme, gerekiyorsa kapatma kararları bilimsel kriterlerle üniversitelerin kendi kurulları tarafından alınacak. Merkezden talimatla olmaz.

İkincisi: Her üniversitede bir “istihdam ve sektör analiz birimi” kurulacak. Veri toplanacak. Hangi beceriler lazım? Mezunlar nerede takılıyor? Veri yoksa karar da olmaz.

Üçüncüsü: Müfredatlar esneyecek. Disiplinler arası, hızla değişebilir yapıda olacak. Bugün yapay zekâysa yarın başka bir şey. Öğrenciye sadece diploma değil, uyum sağlama becerisi kazandırılacak.

Kalite kurulları var, işlemiyor mu?

Unutmayalım: Hâlihazırda YÖKAK gibi kalite güvencesi kurullarımız var. Akreditasyon süreçleri işliyor.

Eğer bu sistemler programları değerlendirmekte yetersiz kalıyorsa, onları güçlendirmek gerekir. Devre dışı bırakıp merkezi müdahalelere sarılmak değil.

Türkiye yükseköğretimde nicelik sıçramasını yaptı. Şimdi sıra nitelikte.

Ama nitelik, Ankara’dan gelecek genelgelerle değil; veriyle, özerklikle ve üniversite-sanayi iş birliğiyle gelir.

Program kesmek kolaycılıktır. Asıl cesur iş, sistemi iyileştirmek olacak..

Eurostat (2025 Q2). Employment rates of recent graduates.........

© Akademik Akıl