Hocanın Sustuğu Yerde Toplum Çürür

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Hocanın Sustuğu Yerde Toplum Çürür

Tarih boyunca bilgi hep önemliydi… ama belki de hiçbir zaman bugün olduğu kadar güçlü olmadı. Yapay zekâdan genetik bilimine kadar her şeyin merkezinde bilgi var. Güç de orada, para da orada, gelecek de orada.

Ama tam da böyle bir dönemde tuhaf bir çelişki yaşıyoruz.

Bilgiyi üreten insanlar… yani akademisyenler… toplumun gözünde giderek değersizleşiyor.

Düşünsenize, yıllarını eğitime, araştırmaya, üretmeye adamış bir insan… kitaplar yazmış, makaleler üretmiş, belki profesör olmuş… ama ne maddi ne de manevi olarak tatmin olabiliyor. Daha kötüsü, toplum gözünde karşılığı giderek azalıyor.

“Hoca” dediğimiz kavram bile eskisi gibi ağırlık taşımıyorsa, burada ciddi bir sorun var demektir.

İlk akla gelen soru şu oluyor:“Acaba akademisyenler mi yetersiz?”

Açık konuşalım: Hayır.

Bugünün akademisyeni, muhtemelen tarihin en donanımlı akademisyen nesli. Yabancı dil biliyor, uluslararası yayın yapıyor, teknolojiyi kullanıyor.

Sorun bireylerde değil.

Akademi nasıl bu hale geldi?

Son 20-30 yılda üniversiteler dünyada ciddi bir dönüşüm geçirdi. “Yeni Kamu Yönetimi” denilen bir anlayışla, üniversiteler de adeta şirket gibi yönetilmeye başlandı.

Artık bir akademisyenin değeri;

H-index’i kaç olduğu 

gibi sayılarla ölçülüyor.

Yani insanın düşüncesi, topluma katkısı, öğrencisine kattığı değer… geri plana itiliyor.

Akademisyen artık düşünen, sorgulayan, topluma yön veren bir figür olmaktan çıkıyor.Yerine, puan toplamak zorunda olan bir “sistem çalışanı” geliyor.

Ve toplum bunu hissediyor.

Toplum neden uzaklaştı?

Çünkü ortada bir kopuş var.

Üniversite kendi dünyasında.Toplum kendi derdinde.

Vatandaş geçim sıkıntısı, adalet arayışı, gelecek kaygısı içinde… ama akademiden bu sorunlara dokunan bir ses duymuyor.

Hal böyle olunca da şöyle bir algı oluşuyor:

“Bunlar kendi dünyalarında yaşıyor.”

Henry Giroux’un dediği gibi, akademinin halktan kopuşu aslında bir tür ihanet olarak görülüyor.

Bu ağır bir ifade… ama bir o kadar da düşündürücü.

Bu bilinçli bir proje mi?

Komplo teorilerine girmeye gerek yok.

Ama şu net: sistemin tasarımı akademisyeni etkisizleştiriyor.

Üniversiteler, toplumun sorunlarına dokunan yerler olmaktan çıkıp daha “kapalı yapılar” haline geldikçe, akademinin etkisi de doğal olarak azalıyor.

Ve bu bir kısır döngü yaratıyor:

Akademi değer kaybediyor 

Değer kaybettikçe içine kapanıyor 

İçine kapandıkça toplumdan kopuyor 

Kopuş arttıkça daha da değersizleşiyor 

Aslında mesele sadece akademi değil

Bu durum tek başına akademinin sorunu değil.

Bu, daha büyük bir tablonun parçası.

Ekonomik krizler, liyakat tartışmaları, siyasi baskılar…Hepsi birleşince toplumda genel bir değer erozyonu oluşuyor.

Eskiden “hocam” dendiğinde saygıyla yaklaşılırdı.Bugün ise çoğu zaman “ne işe........

© Akademik Akıl