Piyasa Fetişizmi, Sızıntı Trajedisi ve Kamusal Vicdanın İflası
Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tarih Tıp Veteriner Ziraat
Güzel Sanatlar ve Tasarım
İktisadi ve İdari Bilimler
İnsan ve Toplum Bilimleri
Fikri görünür kılan kalem; kalemi anlamlı kılan istikrardır.
Piyasa Fetişizmi, Sızıntı Trajedisi ve Kamusal Vicdanın İflası
Modern finans kapitalizmi, rasyonel risk yönetimi ve serbest piyasa dengesi söylemleri üzerine kuruludur. Ancak son dönemde gün yüzüne çıkan fon ve borsa krizi, bu sistemin rasyonellikten uzak, kapalı devre işleyen ve imtiyazlı bir zümrenin çıkarlarını koruyan bir “modern simya” atölyesine döndüğünü acı bir şekilde ortaya koymuştur. Borsadan sızan içeriden öğrenenlerin ve manipülasyon ağlarının varlığı, tarihteki kurumsal skandallara eklemlenen yeni bir örnek olarak yapısal bir çürümeye işaret etmektedir. Bu bağlamda, kamuoyuna yansıyan ve siyasi aktörlerin —eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ve yakın çevresinin— adının karıştığı, borsa temelli servet transferleri iddiaları, krizin sadece teknik bir arıza değil, etik ve adalet sorunu olduğunu göstermektedir. Bu durum, toplumsal hafızada soru hırsızlığı olarak yer alan ve toplumsal belleğimizde derin yaralar açan sınav sızıntıları ile kategorik olarak aynı fakat fersah fersah aşan bir vehamet arz etmektedir. Sınav sorularının çalınması liyakati yok ederken, sermaye piyasalarındaki bu organize sızıntılar doğrudan halkın dişinden tırnağından artırarak koyduğu küçük tasarrufların borsa yoluyla birilerinin zimmetine geçirilmesini ya da el değiştirmesini ifade etmektedir. Bu sayede zaten şaibeli ve sorunlu olan toplumsal adalet duygusunun erozyonunda devletin görev ihmali en önemli yeri almaktadır.
Klasik İslam iktisat felsefesinde ticaretin meşruiyeti (helalliği), özü itibarıyla eşyanın tabiatına ve akdin rızaya dayalı olmasına bağlanmıştır. Dinen ticareti haram kılınmayan bir emtianın —bir denizcilik şirketinin veya sanayi varlığının hissesinin— borsada alınıp satılması, ilk bakışta fıkhi açıdan caiz kategorisinde değerlendirilebilmektedir. Ancak felsefi açıdan bir eylemin özü ile tecellisi (icra biçimi) arasındaki makas açılmışsa, o eylemin ahlaki temeli çöker. Bu durumda eylemin helalliği işlemin biçimi sebebiyle helal olmaktan çıkar. Mesela haksız yoldan elde edilmiş bir kazanç, söz konusu kazancın kazanıldığı yol sebebiyle haram olabilir. “Birbirinizin mallarını haksız şekilde yemeyin. Günah olduğunu bile bile, başkasının bir kısım mallarına haksız yere sahip olabilmek için hukuki hileye başvurmayın” (Bakara, 2/188). Kuram, ekonomik mübadelenin temelinde adalet, dürüstlük ve hakkaniyet ilkelerinin olması gerektiğini savunmuştur. Eğer bir piyasa üretim gerçeğinden kopuk, spekülatif balonlarla yapay olarak şişirilmiş, kamusal gücü ve gizli bilgileri elinde tutan imtiyazlı bir azınlığın küçük yatırımcıyı avlaması üzerine kurulmuşsa, o ticaretin adı meşruiyet olmaktan çıkar. İşlemin yol, yöntem ve biçiminde sahte işlemler, kamusal ayrıcalıkların kötüye kullanımı ve bilgi simetrisizliği varsa, o piyasada “helal ticaret” söylemi kocaman bir örtbas kılıfıdır. Alım ve satımı yapılan şey helal bir ticareti mümkün kılsa bile, bu ticaretin yapılış biçimi ve hakkındaki şaibeler, bu ticareti batıl kılıp eylemi haram yapmak için yeterlidir. Durum bu şekilde olduğunda ise geçmişte borsa hakkında verilen, ticareti yapılan emtianın dinen ticareti yapılabilir olması sebebiyle tecviz edilen borsa, manipülasyona açık, spekülatif eylemlere karşı korunaklı kılınmadığı için tecviz edilme olanağı ortadan kalkmış görünüyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, ortadan kalkmış arz ve talep güvenliği sebebiyle borsa konusunda verdiği fetvayı ortaya çıkmış bu yeni fiili durum sebebiyle güncellemek ve halkın güven bunalımını teminat altına almak zorundadır.
Yaşanan borsa trajedisi, devletin piyasa üzerindeki denetim mekanizmalarının tamamen ya da kısmen işlevsiz kalmış ya da ilgili devlet kurumlarındaki kimi personel suça iştirak etmiş ya da göz yummuş olduğunu göstermektedir. Zira “sanal ortamda her şey kontrol altında” güvencesi veren kamusal otoriteler, kriz patlak vermeden önce şüpheli işlemlere uzun süre göz yummakla itham edilmektedir. Beyaz yakalı teknokratların ve sistemin yöneticilerinin, çoğunluğun aleyhine olacak şekilde belirli odaklara menfaat sağladığı bu tablo, Max Weber’in bürokratik yabancılaşma ve yozlaşma teorisinin somut bir tezahürüdür. Dünyadaki benzer krizler ve alınan önlemler bu tablonun vahametini daha net aydınlatmaktadır; örneğin ABD’de Enron skandalı........
