Bazen hüküm vermek zordur

Geçen haftanın en önemli olayı şüphesiz ABD-İsrail ikilisinin İran’a saldırması oldu. Geçtiğimiz Ocak ayında Trump yönetimi Venezuela Başkanı Maduro’yu kaçırıp yargılamak üzere ABD’ye götürdüğü zaman bu eylemin bizi görünüşte bir diktatörü mü yoksa bir emperyalisti mi desteklemek gibi bir ikilemde bıraktığını söylemiştim. İran’a yapılan bu saldırı da gene aynı ikilemle bizi karşı karşıya bırakıyor gibi: halkını, özellikle de kadınları 45 senedir baskı altında tutan dine dayalı otoriter bir rejimin mi yanında olacağız yoksa bölgeye ve dünyaya istediği gibi bir düzen getirmek isteyen, kendileri bizzat Gazze’deki vahşetin, etnik temizliğin faili, on binlerce çocuğun katili olan ABD-İsrail ortaklığının mı? Fakat, ilk yazıda da söylediğim gibi meseleye yekten birini mi destekleyelim, ötekini mi gibi iki seçenekli bir soru yerine başka sorular sorarak, mümkünse bazı tespitler yaparak yaklaşmakta fayda var. Ve her ne kadar malum olsa da usul gereği gene şunu bir kere daha belirtmek gerekir ki bu aktörlerden birinin yaptığına yanlış demek otomatikman diğerini desteklemek demek değildir, öyle algılanmamalıdır.

İnsan hak ve özgürlüklerinden yana olan herkes İran’daki rejim gibi bir rejimin sonlanmasını ister. İster ama nasıl, asıl mesele o. Öte yandan, ABD ve İsrail’in derdinin İran halkının özgürleşmesi olmadığının da tartışılacak bir yanı yok. Tarihten ve günümüzden bunu ispatlayacak fazla fazla örnek var. Halkların özgürlüklerini umursasalardı hiçbir antidemokratik, baskıcı rejimle işbirliği yapmazlardı. Onların istemedikleri kendilerinden yana olmayan diktatoryal rejimler. Peki, ABD ve İsrail’in yaptıkları İran halkının özgürleşmesine hizmet edecekse onların samimi olmaları şart mıdır? Tek kelimeyle cevap verecek olursak, değildir.

Peki, bu yaşananlar İran halkının özgürleşmesine hizmet edecek mi? Çok........

© Agos